fazla mesaime yorgun düşmeye başladıklarından beri boyunlarını daha bi' büker oldular; değerli mesai arkadaşlarım:masa lambalarım! oluverse de dillenseler,neler derler;hep merak ederim! önce,bana bi' söverlerdi en hokkalısından! sonra, güneş "dua"sına çıkarlardı topluca kim bilir...! benimkiler de en önde gider,en önce de tutuklanırlardı "lamba anayasasına" aykırı gelip tüm lambaları kışkırtmaktan;bilirim!
-hadi canım sen de, dillenir mi hiç bi lamba? hem hiç "lamba anayasası" diye bir şey olur mu!? hangi dünyada yaşıyorsun sen? oldu olmadı "ajanda anayasası" diye de bir şey olsun. güneşin zar zor düştüğü ekim'de kasım'da senin de aklına düşüveren ajanda edinme fikrinden dolayı seni de yargılasınlar mesela. insanın kasım'da aralık'ta, ajanda edinesi tutar mı hiç?
fark ettim de:tam da beğenip ediniyorken;yılın bitmeye yakın olduğunu hatırlatıveriyor yaşanmamış ayların ajandadaki azınlığı. nasıl da hevesli oluyorum oysa... nasıl da ufak bir çocuk... sonra usulca,tarifsiz bi' hüzünle dışı renkli mi renkli, içi uslu mu uslu ajandayı yerine bırakıverme zorunluluğunu hissediyorum. minik hüznüme inat mini elim tekrar gidiveriyor, alayım diyorum; kızıyor oradan ocak,şubat..nisan mayıs..! bizim hiç mi hatırımız yok diyor oradan temmuz ağustos! bir kavgaya tutuşuveriyorlar... zaten güneş bile baş edemeyip farklı muamele gösterir olmuş her birine, ben mi geleceğim her birinin üstesinden? tamam diyorum,tamam. bu yıl kesinlikle unutmak yok, yaz bunu aklının ajandasına, bu sene ocak olur olmaz bir ajanda edinilecek!!!!
şimdi sen, yine unutacaksın güneş de unutunca aralık'ı,ocak'ı. bi' ajanda edinmek yine gelmeyecek aklına ocak 2011 vurunca takvim. sonra aradan aylar geçecek;yıl bitiverirken yağmurlu bir günde uğradığın şehir kitapçısında bir yerlerden gülümseyecek sana ajandalar, bir ajandan olmadığı gelecek haklına. yine elin gidecek...yine, yıl bitti bitecek. sonraya kalacak. yine aynı..hep aynı. senin bi' ajandan olmayacak!
ekim 22,'10 gokce.
şu an tam da üzerinde olduğun yer,bir ada! gokce'ada! kaktüs'ada! yerli halkın deyimiyle"gokceitobellacactus" burada bir krallık yaşar! kelimelerin kelimelerle savaşından kazanılmış bir "kelime krallığı!" ondandır ki,giderken bir iki düşünceni unut burada!unut ki öğütüp kelime elde edebileyim! bir de inanmayacaksın belki ama;göçebedir bu ada!göçebedir bu krallık!
Thursday, October 21, 2010
Tuesday, September 21, 2010
"en"..
şikayet ediyorum:
- en çok annem yanımda olmadığı zaman çekiyorum diş ağrılarını... adil midir? değildir!
çeki düzen veriyorum:
- 20/25 kg olması gereken valizlerim 30/35/40 kg olmamalı! ekstra para.. para..para ve para vere vere zengin etmemeliyim Türk Hava Yollarını!
Amerika'ya kazandırdıklarımı hiç saymıyorum! 70 kg ne demek! ne demek! Sevgiler, United Airways ve Klm! :)
düşünüyorum:
-ne demektir "muhafazakarlık"? kötü bir şey midir? amacından,anlamından saptırılıp da yanlış anlaşılmamakta mıdır?
hem toplumlar belli başlı şeyleri, ki bu "gelenek" oluyor çoğunlukla, muhafaza etmemeli midir? ahlak,aile...! muhafazarlık bir parça da olsa geçmişe saygı değil midir?
türk dil kurumu "muhafazakâr"lık için der ki:
-tutuculuk!
eskiyi,eskideleri tutma'dan,hala sahip olmaya çalışmaktan geliyor diye düşünüyorum tüm iyimserliğime vurarak algılarımı!
geçmişi tutmak o kadar da kötü bir şey değildir! midir?
bu kadar "anlamlı" bir kelime, bir siyasi partinin adıyla nasıl anılabilir? dindarlıkla nasıl eş tutulabilir? sadece "din" bu kelimenin üstüne nasıl yamalanabilir?
çok mu kötüdür ki muhafaza etme eylemi? nedir? ne değildir? muhafaza edince ahlakı,geleneği,göreneği çok mu eski kafalıyızdır?
soruyorum:
"en güzel" diye bir şey var mıdır? en güzel şarkı,adam,sokak,cümle,dize..?
yoktur'dur;olmamalıdır!?
değişkenlikse sözüm ona şu düzenin sırrı,"en" kelimesi nasıl kullanılır?
en güzel tablo yapılsaydı,bitivermez miydi orada sanat?
düşünsene en güzel şeye/şeylere sahip olsaydın..ne olurdu ki bi sonraki adımın?
o zaman en kötü şey de yoktur!
yine yağmur!güneşe tutunamayıp gökten kelimeler düşüvermiş avuçlarıma...
anladım,bitivermiş kimisine güneşin mandalları.
sersem satırlara,kururlar mı hemencecik geldikleri uzun yolun hatırına!
- en çok annem yanımda olmadığı zaman çekiyorum diş ağrılarını... adil midir? değildir!
çeki düzen veriyorum:
- 20/25 kg olması gereken valizlerim 30/35/40 kg olmamalı! ekstra para.. para..para ve para vere vere zengin etmemeliyim Türk Hava Yollarını!
Amerika'ya kazandırdıklarımı hiç saymıyorum! 70 kg ne demek! ne demek! Sevgiler, United Airways ve Klm! :)
düşünüyorum:
-ne demektir "muhafazakarlık"? kötü bir şey midir? amacından,anlamından saptırılıp da yanlış anlaşılmamakta mıdır?
hem toplumlar belli başlı şeyleri, ki bu "gelenek" oluyor çoğunlukla, muhafaza etmemeli midir? ahlak,aile...! muhafazarlık bir parça da olsa geçmişe saygı değil midir?
türk dil kurumu "muhafazakâr"lık için der ki:
-tutuculuk!
eskiyi,eskideleri tutma'dan,hala sahip olmaya çalışmaktan geliyor diye düşünüyorum tüm iyimserliğime vurarak algılarımı!
geçmişi tutmak o kadar da kötü bir şey değildir! midir?
bu kadar "anlamlı" bir kelime, bir siyasi partinin adıyla nasıl anılabilir? dindarlıkla nasıl eş tutulabilir? sadece "din" bu kelimenin üstüne nasıl yamalanabilir?
çok mu kötüdür ki muhafaza etme eylemi? nedir? ne değildir? muhafaza edince ahlakı,geleneği,göreneği çok mu eski kafalıyızdır?
soruyorum:
"en güzel" diye bir şey var mıdır? en güzel şarkı,adam,sokak,cümle,dize..?
yoktur'dur;olmamalıdır!?
değişkenlikse sözüm ona şu düzenin sırrı,"en" kelimesi nasıl kullanılır?
en güzel tablo yapılsaydı,bitivermez miydi orada sanat?
düşünsene en güzel şeye/şeylere sahip olsaydın..ne olurdu ki bi sonraki adımın?
o zaman en kötü şey de yoktur!
yine yağmur!güneşe tutunamayıp gökten kelimeler düşüvermiş avuçlarıma...
anladım,bitivermiş kimisine güneşin mandalları.
sersem satırlara,kururlar mı hemencecik geldikleri uzun yolun hatırına!
Monday, September 20, 2010
Barış,demokrasi ve kadın!
Fark ettim, bir seyler beklerken uretken olabiliyorum!;) Bankada sıra beklerken, otobüs beklerken..vs vs..
Bir de türkcem giderek ingilizceye benziyor! ordaki "fark ettim" , what i realized that..'tan geldi mesela! bazen sinir bozucu, bazen de hos soyledigim her turkce cumlenin beynimde direk ingilizcesini bulusum! Evet sinir hucrelerim iyi calisiyor! ;)
gecen tesadufen bı eylem'e tanık oldum yolustu! Kurtlerle ozdeslesmis ve her konuda daha geniş ayrıcalıklar isteyen ve ülkede barışın karşılıklı diyalog(!) la saglanabilecegine inanan BDP (barış ve demokrasi partisi)'nin eylemiydi bu! Daha da ilginci BDPli anadolu kadınların (ki cogu Turkce bilmiyordu) oturma eylemiydi bu. Bası Anadolu yemeniyle bağlı kadınlar Kurtce agitlar yakiyor, ellerinde Kurtce ve Turkce pankartlarla hükumetin eylemlerini eleştiriyor ve barışı kendilerinin sağlayacağını iddia ediyorlardı.
İlk hoşuma gitti kizlarin,bayanlarin,kadinlarin(bunun ucunu yansıtan ortak bir kelime var midir Turkce'de?) savundukları herhangi bir düşünce için azimli olmaları! sonra düşündüm , cinsiyet mıydi beni çeken, durup savundukları konu hakkinda düşünmemi sağlayan!? Aynı şeyi beyler, adamlar yapsalardi da durup düşünür muydum? Kafa yorar miydim?
Sozum o dur ki Cinsiyet miydi "araç" olarak kullanılan?
Bilmiyorum!
Ama samimi idi ise yapılanlar alkışlıyorum!
Sen çok yasa Turk kadını!
Bir de türkcem giderek ingilizceye benziyor! ordaki "fark ettim" , what i realized that..'tan geldi mesela! bazen sinir bozucu, bazen de hos soyledigim her turkce cumlenin beynimde direk ingilizcesini bulusum! Evet sinir hucrelerim iyi calisiyor! ;)
gecen tesadufen bı eylem'e tanık oldum yolustu! Kurtlerle ozdeslesmis ve her konuda daha geniş ayrıcalıklar isteyen ve ülkede barışın karşılıklı diyalog(!) la saglanabilecegine inanan BDP (barış ve demokrasi partisi)'nin eylemiydi bu! Daha da ilginci BDPli anadolu kadınların (ki cogu Turkce bilmiyordu) oturma eylemiydi bu. Bası Anadolu yemeniyle bağlı kadınlar Kurtce agitlar yakiyor, ellerinde Kurtce ve Turkce pankartlarla hükumetin eylemlerini eleştiriyor ve barışı kendilerinin sağlayacağını iddia ediyorlardı.
İlk hoşuma gitti kizlarin,bayanlarin,kadinlarin(bunun ucunu yansıtan ortak bir kelime var midir Turkce'de?) savundukları herhangi bir düşünce için azimli olmaları! sonra düşündüm , cinsiyet mıydi beni çeken, durup savundukları konu hakkinda düşünmemi sağlayan!? Aynı şeyi beyler, adamlar yapsalardi da durup düşünür muydum? Kafa yorar miydim?
Sozum o dur ki Cinsiyet miydi "araç" olarak kullanılan?
Bilmiyorum!
Ama samimi idi ise yapılanlar alkışlıyorum!
Sen çok yasa Turk kadını!
Teşekkür ederiz!
-Her şey için çok teşekkür ederim. Buradayım ve senin sayende tüm bu güzellikleri görebiliyorum dedi Güney Kore'den Se-hee Atatürk'ün kartpostalini görünce, birden iki elini birlestirip..
gozlerim dolar gibi oldu, sarildim ve bu kadar kısa bı sürede bunu anladığın ve ona teşekkür etme bilincine sahip oldugun için aslında ben teşekkür ederim Se-hee dedim.
korelilerin, guneylilerinin;), bana pozitif enerji vermek gibi bir hünerleri olduguna gittikçe inanıyorum!
Tüm bulgular bunu gösteriyor! ;)
Boyoung, Eun-sun, Eunji, Se-hee...
Kumapsimnida...
gozlerim dolar gibi oldu, sarildim ve bu kadar kısa bı sürede bunu anladığın ve ona teşekkür etme bilincine sahip oldugun için aslında ben teşekkür ederim Se-hee dedim.
korelilerin, guneylilerinin;), bana pozitif enerji vermek gibi bir hünerleri olduguna gittikçe inanıyorum!
Tüm bulgular bunu gösteriyor! ;)
Boyoung, Eun-sun, Eunji, Se-hee...
Kumapsimnida...
referendum I
ben daglarda uçan kustum
ucan kustum kanatlarimdan vuruldum!
....
daglar koyler turku söyler , yolumu gözler..
yirmi bir yılın bana öğrettiği en "sağlam" eylem'im midir en geveze zamanlarda susmak!?
lakin kelimeler "tuketilirken" oyle ozensiz birbiri ardina;yapamam,tek bi kelime bulamam, lal olurum!
bundandir,öksüz kalır satırlar..
yazın henüz terk etmediği bı İstanbul balkonunda terk edilmiş bı turku kulağımda..
Her şey öksüz bugün.. turku, satırlar, bı ülke mesela!
sonucun ne oldugunun hic bir onemi yok demokrasi bahanesiyle sunulan, oylanan "samimiyetsiz" referandum başlı basina bir hataydı.
demokrasinin çok aracsal olabileceğini şiddetle savunuyorum ısrarla!Sandıktan çıkan sonuca hoşnutsuzluğumdan değil şimdi bu ertelenmiş gevezeligim.
Referandumun sonucuna hiç bir sözüm yok! lakin demokrasiye inancım gittikçe azalıyor!
en karmaşık anlarda yapılan yorumlar ya da edilinen düşüncelerin gebe önyargılarımızın dogumu olduguna inanırım! evetciler,hayırcilar,seviyesiz atışmalar...
Bundandir susarım, kızmam...
Ama kırılırım!
ucan kustum kanatlarimdan vuruldum!
....
daglar koyler turku söyler , yolumu gözler..
yirmi bir yılın bana öğrettiği en "sağlam" eylem'im midir en geveze zamanlarda susmak!?
lakin kelimeler "tuketilirken" oyle ozensiz birbiri ardina;yapamam,tek bi kelime bulamam, lal olurum!
bundandir,öksüz kalır satırlar..
yazın henüz terk etmediği bı İstanbul balkonunda terk edilmiş bı turku kulağımda..
Her şey öksüz bugün.. turku, satırlar, bı ülke mesela!
sonucun ne oldugunun hic bir onemi yok demokrasi bahanesiyle sunulan, oylanan "samimiyetsiz" referandum başlı basina bir hataydı.
demokrasinin çok aracsal olabileceğini şiddetle savunuyorum ısrarla!Sandıktan çıkan sonuca hoşnutsuzluğumdan değil şimdi bu ertelenmiş gevezeligim.
Referandumun sonucuna hiç bir sözüm yok! lakin demokrasiye inancım gittikçe azalıyor!
en karmaşık anlarda yapılan yorumlar ya da edilinen düşüncelerin gebe önyargılarımızın dogumu olduguna inanırım! evetciler,hayırcilar,seviyesiz atışmalar...
Bundandir susarım, kızmam...
Ama kırılırım!
istanbul I
sabahın 03.34'u... yine bi' istanbul 05.10 ucagi için (ki anıları kocaman yer tutar ben de!!!) biriktirsem ; biletlerinden buradan ta Amerika'ya yol yapılabilecek havas'tayim!
bu sefer canım pek gitmek istemedi.
niye?
dönmek değil de "gitmek" diye algıladığindan mıdır?
Gokce, soruya soruyla karşılık verme!
Saka maka, görmeye gormeye daha az sahiplenir oldum istanbul'u.
Mmmm... Hizlanan otobus kalkisa hazirlanan ucagi hatirlatti bana!
Özledim ucmayi!
bayram yorgunlugundan uyurken antakya misil misil...
operim gozlerinden ey sehr-i ....
sehr-i ..sehr-i de ne..
Bazen gönül soler; bulamaz dil kelime..!
Gökçe kaçar...
Eylül'10..
bu sefer canım pek gitmek istemedi.
niye?
dönmek değil de "gitmek" diye algıladığindan mıdır?
Gokce, soruya soruyla karşılık verme!
Saka maka, görmeye gormeye daha az sahiplenir oldum istanbul'u.
Mmmm... Hizlanan otobus kalkisa hazirlanan ucagi hatirlatti bana!
Özledim ucmayi!
bayram yorgunlugundan uyurken antakya misil misil...
operim gozlerinden ey sehr-i ....
sehr-i ..sehr-i de ne..
Bazen gönül soler; bulamaz dil kelime..!
Gökçe kaçar...
Eylül'10..
Tuesday, September 07, 2010
brokolizm!
sebze reyonunda, göz göze gelip uzunca bakıştığımız brokoli & kışla özdeşleşmiş bi' bardak dertli sahlep& üzerine serpiştirdiğim bolca bolca bolca tarçın:) , uzaklardan, pakistan'dan, "bi' merhaba" beni fazlaca mutlu etti!
etmişti daha doğrusu!
yazıp adaya bırakmayalı oldu uzunca bi'süre!
sabahın 09.13'ü! evde harıl harıl bi' bayram temizliği! elektrik süpürgesi bağırıyor da bağırıyor, " gokce, ne duruyorsun haydi kalk diye"! perdeler sökülüyor, yıkanıyor! güneş'ler giriyor eve! koltuklar yerlerinde değil... ama ohhhhhh mis!kargaşadan sebep en baba koltuk bilgisayarın önüne gelmiş!:)
herkesin ağzında referandum! varsa yoksa, "evet, hayır"!
susuyorum!
bir de dün kan bağışladım, hala sersem bi' yanım!
hep merak ederim kimler için kullanılacak, ne yapılacak, neye yarayacak!
iyi bayramlar:)
etmişti daha doğrusu!
yazıp adaya bırakmayalı oldu uzunca bi'süre!
sabahın 09.13'ü! evde harıl harıl bi' bayram temizliği! elektrik süpürgesi bağırıyor da bağırıyor, " gokce, ne duruyorsun haydi kalk diye"! perdeler sökülüyor, yıkanıyor! güneş'ler giriyor eve! koltuklar yerlerinde değil... ama ohhhhhh mis!kargaşadan sebep en baba koltuk bilgisayarın önüne gelmiş!:)
herkesin ağzında referandum! varsa yoksa, "evet, hayır"!
susuyorum!
bir de dün kan bağışladım, hala sersem bi' yanım!
hep merak ederim kimler için kullanılacak, ne yapılacak, neye yarayacak!
iyi bayramlar:)
Tuesday, August 24, 2010
yüzü güneş esmeri...
herhangi bir kelimenin anlamını öğrenmek için başvurduğum türk dili kurumu,nedendir bilmem, her defasında kendi ismimin anlamı bir kez daha sorgulama istediği uyandırır bende. sanki hiç bilmiyormuş gibi heyacanla bir kez daha bakarım gökçe'ye... yeni öğreniyormuş gibi de okurum teker teker tüm anlamları. hoş...
bugün ardı ardına sıralanmış üç kelime çartı gözüme: yüzü güneş esmeri.
beğendim pekçe.
bugün ardı ardına sıralanmış üç kelime çartı gözüme: yüzü güneş esmeri.
beğendim pekçe.
Thursday, August 19, 2010
Wednesday, August 18, 2010
"petrol ofisleri" adam/bay/bey/oğlan mekanlarıymış meğer!
salt ve inception'i gibi kafa yoran iki filmi 3'er saat araliklarla izlemek, pek bir yorucu oldu sanki!
Inception diyorum; cunku turkce cevirisinin " baslangic" olmamasi gerektigini an itibariyle dusunuyorum! Ruyalar, bilincalti...fikir yerlestirme! Etik olmasa da zeki&ilginc bi' kurgu!
Gunlerdir konusulan, herkesin bir anda "en" filmi olan inception yine de beni yordu! asiri zekiliginin bir sure sonra baska sifatlarla anilabilecegi turdendi.
Amerikalarin psikolojik rus/kominizm korkusunu (!) dile getiren "salt" fantastikti. mekke'ye yonlendirilen usler, politik bir amerikan filminin "muslumansiz" olamacaginin da kanitiydi. kisisel hayatinda gayet "butunlestirici" olan, unicef'ci jolie, bu Sefer pek bi parcalayiciydi!!! bir rus edasiyla fon-dip'ledigi votkasi gayet hostu ama.
sinema koltuklari sirtimi , efektler kulagimi hayli mesgul etti.
En iyisi uyumak! Hiç ruya gormeden!;)
derken...
"petrol ofisleri" adam/bay/bey/oğlan mekanlarıymış meğer!
Inception diyorum; cunku turkce cevirisinin " baslangic" olmamasi gerektigini an itibariyle dusunuyorum! Ruyalar, bilincalti...fikir yerlestirme! Etik olmasa da zeki&ilginc bi' kurgu!
Gunlerdir konusulan, herkesin bir anda "en" filmi olan inception yine de beni yordu! asiri zekiliginin bir sure sonra baska sifatlarla anilabilecegi turdendi.
Amerikalarin psikolojik rus/kominizm korkusunu (!) dile getiren "salt" fantastikti. mekke'ye yonlendirilen usler, politik bir amerikan filminin "muslumansiz" olamacaginin da kanitiydi. kisisel hayatinda gayet "butunlestirici" olan, unicef'ci jolie, bu Sefer pek bi parcalayiciydi!!! bir rus edasiyla fon-dip'ledigi votkasi gayet hostu ama.
sinema koltuklari sirtimi , efektler kulagimi hayli mesgul etti.
En iyisi uyumak! Hiç ruya gormeden!;)
derken...
"petrol ofisleri" adam/bay/bey/oğlan mekanlarıymış meğer!
Monday, August 16, 2010
bu, bir sitemdir II
sehrin neredeyse çeyreğinin misafir olduğu bankalar.. bütün islemleri bile bile daha da zorlastiran bankacılar... bu zaman çalan & sinir bozan düzene sitemim giderek büyüyor!
derken...
Bir kase aşûre'nin sekerledigi aksamustum, her seye deger!
derken...
Bir kase aşûre'nin sekerledigi aksamustum, her seye deger!
sözde demokrasi II
demokrasi demisken,
bir kere demokrasi acayip bir şey! Hani böyle vitrindeki en cafcafli & pahalı; lakin kullanma talimatı okunmazsa yarına kirilacak & bozulacak oyuncaklar gibi! Öyle bir şey...
Tamam,toplumun toplum icin vereceği kararlarda hiç bir ayrım yapmadan tüm bireylere eşit siyasi hakları veren cumhuriyetin en aklı basında uygulanis bicimi... bu beyni yeterince doyuran bir tanım! lakin, laf pratikte demokrasiye gelince is değişiyor! Demokrasi sorgulanan,hatta hatta savunduğumuz siyasal eşitliği bile bize sorgulatan, bir kavram haline geliyor! Tarihten birileri çıkıp , yahu kardesim tamam herkese oy hakkı verelim de, daha eğitimli olana daha fazla oy, dagdaki cobana da ona gore daha az oy hakki tanıyalım deme cesaretini bile gösterebiliyor.Okuyan, egitim gören herkes sanki çok da doğru karar veriyormuş gibi!!!! Hem bu nasılda asagilayici bir şey!
demokrasinin cogunlugun egemenliğine donusmemesinin tek yolu tüm bireylerin ne neden niçin deyip gercekten SORGULADİKLARİ bir karar alip verme mekanizmasidir! Bu da ozgurluktur zaten! Kisinin dininden de dilinden de egitim seviyesinden de degerli en soyut hazinesidir...
Bireyler, kendi kisisel partilerinin evet dediklerini de sorgulamalı, gerektiğinde hayır da diyebilmelidirler! Baska nasil isleyebilir ki siyaset? Baska nasil ilerler ki toplum?
bir kere demokrasi acayip bir şey! Hani böyle vitrindeki en cafcafli & pahalı; lakin kullanma talimatı okunmazsa yarına kirilacak & bozulacak oyuncaklar gibi! Öyle bir şey...
Tamam,toplumun toplum icin vereceği kararlarda hiç bir ayrım yapmadan tüm bireylere eşit siyasi hakları veren cumhuriyetin en aklı basında uygulanis bicimi... bu beyni yeterince doyuran bir tanım! lakin, laf pratikte demokrasiye gelince is değişiyor! Demokrasi sorgulanan,hatta hatta savunduğumuz siyasal eşitliği bile bize sorgulatan, bir kavram haline geliyor! Tarihten birileri çıkıp , yahu kardesim tamam herkese oy hakkı verelim de, daha eğitimli olana daha fazla oy, dagdaki cobana da ona gore daha az oy hakki tanıyalım deme cesaretini bile gösterebiliyor.Okuyan, egitim gören herkes sanki çok da doğru karar veriyormuş gibi!!!! Hem bu nasılda asagilayici bir şey!
demokrasinin cogunlugun egemenliğine donusmemesinin tek yolu tüm bireylerin ne neden niçin deyip gercekten SORGULADİKLARİ bir karar alip verme mekanizmasidir! Bu da ozgurluktur zaten! Kisinin dininden de dilinden de egitim seviyesinden de degerli en soyut hazinesidir...
Bireyler, kendi kisisel partilerinin evet dediklerini de sorgulamalı, gerektiğinde hayır da diyebilmelidirler! Baska nasil isleyebilir ki siyaset? Baska nasil ilerler ki toplum?
Thursday, August 12, 2010
sözde demokrasi!
sunulan anayasa maddelerin tam içeriğini bilmeden, desteklediğimiz(tuttuğumuz mu desem yoksa??) siyasi grubun kararıyla oylayacağımız,oylamak zorunda bırakılacağımız değişiklik, nasıl da demokratik!
türkiye'nin bu 'demokrasi anlayışı' ndan gittikçe utanıyorum! ... derdi belki de bu sefer fazıl say!
türkiye'nin bu 'demokrasi anlayışı' ndan gittikçe utanıyorum! ... derdi belki de bu sefer fazıl say!
Friday, July 30, 2010
Wednesday, July 28, 2010
15.55:) üç 5 bir neyi götürür?
raul, artık schalke 04'te! :) duygusal yakınkığımızdan sonra bu fiziksel yakınlaşma da süper oldu!
ahmedinejat( böyle mi yazılırdı?? :) ) tabi ki hayır!:) ahmedinejad, ahtapot paul'un büyüsüne inanan avrupa'ya ya da batıya mı desek? veryansın etmiş. böyle hurafelere inanan batıya şaşkınlığını dile getirmiş.
Demek ki batı da hurafelere inanıyor, onlardan medet umabiliyormuş.. Ben demiyorum! Kravatsızın yalancısıyım!
ahmedinejat( böyle mi yazılırdı?? :) ) tabi ki hayır!:) ahmedinejad, ahtapot paul'un büyüsüne inanan avrupa'ya ya da batıya mı desek? veryansın etmiş. böyle hurafelere inanan batıya şaşkınlığını dile getirmiş.
Demek ki batı da hurafelere inanıyor, onlardan medet umabiliyormuş.. Ben demiyorum! Kravatsızın yalancısıyım!
Tuesday, July 27, 2010
Beglückwünschung Deutschland ! *
Almanya ve Çin'in son 5 yıldaki ihracat verileri,her zaman çokca alkışladığımız 1,338,612,968 nüfuslu Değerli:)Çin Halk Cumhuriyeti karşısında 81,757,600 nüfuslu Almanya'yı tebrik etmemi gerektirdi sanki bana:)
Hadi Çin'in nüfusu bir yana.. Çin'e kıyasla Almanya'da sosyal güvencenin olması, kişi başına düşen asgari ücretin kat kat fazlalığı ihracatın kilit noktasının sadece "çok işçiyle" olamacağını gösteriyor bir kez daha. Demek ki daha kapsamlı ve dikkatli bir planla da ülkeler ihracatlarını arttırıp, Çin'i geçmeye yeltenebiliyorlarmış:)
*: Tebrikler Almanya!
Wednesday, July 07, 2010
ah Jonathan, ben sana demedim mi..
Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan, Dünya Kupası'nda başarısız olan milli takıma verdiği uluslararası organizasyonlardan iki yıl men cezasından vazgeçti.
(CNNTURK.COM) -- Nijerya'nın Dünya Kupası'na gruplarda veda etmesine kızan ve takıma iki yıl ceza veren Devlet Başkanı Jonathan, bu kararından vazgeçti.
Nijerya böylece Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği'nin (FIFA) olası yaptırımlarından kurtuldu.
FIFA, hükümetlerin futbolun idaresine karışmasına kesinlikle hoşgörü göstermiyor.
peki ya şimdi ne der çok bilmiş kişisel tarihim?
(CNNTURK.COM) -- Nijerya'nın Dünya Kupası'na gruplarda veda etmesine kızan ve takıma iki yıl ceza veren Devlet Başkanı Jonathan, bu kararından vazgeçti.
Nijerya böylece Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği'nin (FIFA) olası yaptırımlarından kurtuldu.
FIFA, hükümetlerin futbolun idaresine karışmasına kesinlikle hoşgörü göstermiyor.
peki ya şimdi ne der çok bilmiş kişisel tarihim?
Sunday, July 04, 2010
paraguay-ispanya

şayet ülkeniz dünya kupasında yer almıyorsa, o dünya kupası biraz eksik, biraz da renksizdir!
gönlünüzün diğer bir yanında yatan başka,ikinci bir ülkeyi uyandırmanın vaktidir artık. ya da tarafsız olmayı, hak edenin kazanmasını yeğleyenlerdensinizdir. (bu nasıl da uzun bir kelime!)
son 16'dan keyif aldığım bir dünya kupasıydı bu. 6 Güney Amerika, 6 Avrupa , 1 Kuzey Amerika, 2 Asya ve bir de 1 Afrika ülkesi... Yani adına yaraşır bir kupaydı,"dünya" kupasıydı.
Sonra 3 Avrupa, 4 Güney Amerika ve bir de Afrikalıların umudu Gana kalmıştı geriye.Güney Amerika tutkumdan mıdır, Avrupa'ya ufak kızgınlığımdan mıdır bilemem, iyi futbol oynadıkları sürece güney amerikalıları destekliyordum. Ama Hollanda'yı, Almanya'yı ve dünkü Paraguay-İspanya maçının galibi İspanya'yı da (İspanya'nın bendeki yeri her zaman başkadır! :) ) oynadıkları futbollarından, gollerinden ötürü şiddetle alkışlıyorum:) Bravo! Bu üç Avrupa ülkesiyle finale kalan Uruguay'ı izlemek pek nasip olamadı. Nasıl futbol oynadıklarına dair pek bir şey bilmiyorum, o yüzden kupada herkese başarılar diliyor, Güney Afrikaya sevgilerimi gönderiyorum:) :)
gelelim dünkü maça (: izlediğim en zevkli maçlardan biriydi paraguay-ispanya maçı. pozisyonlar, hakemin kararları, paraguay'a verilen penaltı& kaçırılması, hemen ardından ispanya'nın penaltısı, gol olan penaltının tekrar ettirilmesi &kaçırılması ve penaltılara rağmen 0-0 devam eden maç ve ardından direklere rağmen ispanya'nın golü :) zevkliydi maç:) başarılar ispanya! en yakın zamanda görüşmek dileğiyle:)
espana es en mi corazon:):p
Thursday, July 01, 2010
birlik ve inanç - barış ve kalkınma*

"Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan, Dünya Kupası'nda iyi bir performans sergileyemeyen milli takımı uluslararası müsabakalardan 2 yıl men etti. "
'yi duyduğumda, bunun nasıl bir karar olduğunu sorguladım,kızar gibi oldum önce, kendi kişisel devletimin cumhurbaşkanı, başbakanı olmaktan sebep, sayın devlet başkanını anlamaya çalıştım sonra(!) yine de tepkisizliğe kullandım oyumu en sonunda.
bir şeye çok inandığınızda veya güvendiğinizde (orada "ve" mi "veya" mı kullanmam gerektiğini de düşündüm bir süre buarada. hala da emin değilim! o zaman baştan alalım.) bir şeye çok inandığınızda ve/veya güvendiğinzde, karşı tarafa ister istemez sorumluluklar yüklersiniz, ve aksi bir durumda kendi verdiğiniz sorumlulukların yerine getirilmemesinden sebep, olanca gücünüzle cezalandırmaya yönelirsiniz karşı tarafı! en azından kişisel tarihim böyle tariflendirir bu cezayı! bilim de "psikolojik ceza" diye adlandırıyor ya da adlandıracktır ardımdan eminim :) !
Nijerya'yı Afrika kupalarında da göremeyeceğiz iki yıl! Üzgünüm!
Belki de sayın başkan, aradan süre geçince vazgeçecektir bu kararından.
Büyüksün Başkan! :)
* Nijerya'nın milli sloganıymış.
Bahsettikleri kalkınma, futbolda da geçerliyse, kararı anlamak kolaylaşıyor:)
Keşke biz de Nijerya kadar bağlı kalabilsek/kalabilseydik kendi milli andımıza! Yurtta Sulh, Cihanda Sulh ha!
Sunday, June 27, 2010
pe-ka-ka! pe-ka-la!
Bir taraf sesini duyurmak için başka bir yol olmadığına inanıyor, öteki taraf duymak istemediği sesleri duymaktansa ölmeye razı gibi.
Her Türk’ün asker, her Kürt’ün gerilla doğduğu bir Türkiye. /ece temelkuran
Her Türk’ün asker, her Kürt’ün gerilla doğduğu bir Türkiye. /ece temelkuran
Monday, June 21, 2010
daktilo tuşlarına saygı! :)
bu masa üstü bilgisayarı & bilgisayarın klavyesi (bu arada "&" ile aramdaki sevimli münaset her geçen gün daha da ateşlenmekte;bakınız aşağıdaki satırlar ve ötekileri) ) , ilkokuldaki daktiloyı hatırlatıyor bana. çok severdim sesini. belki çok sevimli değildi, ama dengedeydi. bir de daktilonun kuralıydı sevdiğim: basayacağın her tuşa dikkat edeceksin, geri dönüşü yok! aşk gibi bir şey yani! oturup yeni bir roman mı yazsam yoksa, "daktilo kalpler" diye! bir ünlem daha. ve nokta.
galiba giderek sakinleşiyorum! kendime, fikirlere & olaylara! bu "psikoloji"nin mi etkisidir? doğduğumun günden beri peşime düşmüş iki rakamın, birbirine tutkusunun giderek ve de "büyüyerek" artmasından mıdır yoksa? bazen tam da yakalayıverecek oluyorlar birbirlerini; ama biri oyunbozanlık yapıp yine,ve hiç de sahibi değilmiş gibi ötekinin, dengeden tutkuya dönüştürüveriyor yine bu masum hikayeyi.denge ve tutku! güzel kelimeler...!
ne diyordum, sakinlik(: ne zamandır aynı şeyi duyuyorum:
- he psikolog olcaksın. hmm, demek ondan sakinsin bu kadar.
ama sakinlik çok iyi bir şey değil sanki! mesela, anlayışlı yapıyor beni! mesela, anlayabiliyorum insanları! mesela, kızmıyorum bazen. mesela, kıramıyorum pek.
bir şey daha yazcaktım, unuttum. şimdi gelir aklıma. ve geldi.
saygıya sahip insanlara inanılmaz hayranım! yani bir başka, böyle ulu bir hayranlık!
"farklılığa saygı " mesela. bu çok önemli bir şey olmalı! hatta, bu çok önemli.
işte böyle(:
sevgiler,öpücükler ve saygılar ada halkı:)
galiba giderek sakinleşiyorum! kendime, fikirlere & olaylara! bu "psikoloji"nin mi etkisidir? doğduğumun günden beri peşime düşmüş iki rakamın, birbirine tutkusunun giderek ve de "büyüyerek" artmasından mıdır yoksa? bazen tam da yakalayıverecek oluyorlar birbirlerini; ama biri oyunbozanlık yapıp yine,ve hiç de sahibi değilmiş gibi ötekinin, dengeden tutkuya dönüştürüveriyor yine bu masum hikayeyi.denge ve tutku! güzel kelimeler...!
ne diyordum, sakinlik(: ne zamandır aynı şeyi duyuyorum:
- he psikolog olcaksın. hmm, demek ondan sakinsin bu kadar.
ama sakinlik çok iyi bir şey değil sanki! mesela, anlayışlı yapıyor beni! mesela, anlayabiliyorum insanları! mesela, kızmıyorum bazen. mesela, kıramıyorum pek.
bir şey daha yazcaktım, unuttum. şimdi gelir aklıma. ve geldi.
saygıya sahip insanlara inanılmaz hayranım! yani bir başka, böyle ulu bir hayranlık!
"farklılığa saygı " mesela. bu çok önemli bir şey olmalı! hatta, bu çok önemli.
işte böyle(:
sevgiler,öpücükler ve saygılar ada halkı:)
Tuesday, June 15, 2010
Bu,bir sitem'dir.
Bankada sira beklerken tuslara atilip "ada" icin bisiler yazma fikrini suanda,tam da su dakikada hayata gecirdigim icin tesekkuru borc biliorum kendime;) nihahahaha;) bu ne ask,tanrim! Bankalari cok sevmiorum! Bankaya gelip beklemeyi sevmiorum! Karsimda, sanki baska hicbisimiz yokmus gibi yavas yavas hareket eden bankacinin bu bencil hareketinden de nefret ediorum! Bu kadar sevgisizlik ve nefret icinde tek guzel sey adaya atmakti kendimi;) ki isin daha da sevimsiz tarafi Sabah da geldim Ben buraya ama sevgili (!) bankacimiz biraz yavas bir hanimefendi oldugundan 10'daki ilkyardim dersime gec kalmayayim diye,yani gayet sorumluluk bilincimle,terk ettim bankayi!!! Ah bu terk edisler! Ah bu cesaret! "ahh... You left me speechless! So Speechless!! " diyor bayan gaga! Nihahahaha! Birazdan da oglearasini bahane edip yine burayi terk etmeme sebep olurlarsa...yikarim burayi! Hesabimdaki 646790865431458900 milyon doların işlem görmesi gerekiyor bir an önce;) nihahahaaaaaaa!
Friday, June 11, 2010
eyvah!
şimdi, belki mutlusundur diye; ödüm kopuyor! eyvah!
bu cümle, " bir tek dileğim var;mutlu ol yeter" arabesk edebiyatının aksine; çok postmodern ve psikolojik!
bu cümle, " bir tek dileğim var;mutlu ol yeter" arabesk edebiyatının aksine; çok postmodern ve psikolojik!
Monday, June 07, 2010
kişisel sözlük 1
kimi kelimeler var,kişisel tarihimde pekçe önemli! Mesela "Anadolu , Ortadoğu... biraz da Uzakdoğu.."
Anadolu denilince "emek" geliyor aklıma.
Ortadoğu denilince "gizem".
Uzakdoğu, "uzaktaki gizem :D "
böyle..unutmadan bir de "Telve"...
Anadolu denilince "emek" geliyor aklıma.
Ortadoğu denilince "gizem".
Uzakdoğu, "uzaktaki gizem :D "
böyle..unutmadan bir de "Telve"...
Tuesday, June 01, 2010
Dünyayı bal'lamak lazım! Paslanmış iyi dönmüyor!
Bugün 10-12 yaşında bir İsrailli çocuk gurur duyar ülkesiyle! Gurur duyduğu ülkesinin askerinin(ki hep asker olmak istemiştir; hani en kestirme yoludur kahraman olmanın!),uzaklardan;hangi amaçlarla geldiği pek de net olmayan;silah yüklü(!)bir gemiyi durdurması ve ülkesine girmesine izin vermemesinden sebep! Bu bir kahramanlıktır! Bu bir meydan okumadır! Hem İsrail'in sınırına bile varmadan(!) uluslararası alanda durdurulmuştur düşmanlar(!) Bu en kısa sürede tedbirleri almak, müdafaa etmektir! Vay be'dir!
Bugün 10-12 yaşında bir Türk çocuk gurur duyar ülkesiyle! Gurur duyduğu ülkesinin insanı, haksızlığa yine dayanamaz olmuş,sesini olanca gücüyle çıkarır olmuştur. Hem bu sefer uzaklara gidilicektir! Rota,Filistin'dir;yük,insanı yardım. Fakat; zaten oldum olası bir oyun bozan olan İsrail, insani yardım taşıyan ve sadece sivil insanların bulunduğu bir gemiye savaş uçaklarıyla, helikopterlerle saldırılmıştır. Üstelik bu uluslar arası sularda yapılmıştır. Masum insanların ölmesine ve yaralanmamsına sebep olunmuş ve sonra da "meşru müdafaa yaptık" denilmiştir. Acaba silah(!)dedikleri Gazze'ye götürülen özgürlük müdür? Ama Türk insanı gözü pektir, haksızlığa ses olmada yek. İsrail'in yaptığı hukuk ve insanlık dışı her şeyi dünya kamuoyuna duyurmak ve İsrail'e olan tepkiye devam etmek haksızlığa bir meydan okumadır. Vay be'dir!
Onu bunu şunu bilemem!
Ama birazdan iki çocuk uyuyacaktır İsrail ve Türkiye'de! Bir bardak süt içilecektir ama önce! Belki süte bir kaşıktan az da bal! Yastığa konacaktır usulca başlar; ve ülkeleriyle, olanca güçleri ve tüm kalpleri ile gurur duyup gözlerini yumacaktır iki velet!
Çünkü tam da böyledir yazılan tarih: haklı haksız kimdir bilemezsin!
Şu günlerde tadsız tutsuz dünyada, tat bardaktaki ballı süttedir belki de!
O zaman şeref'e!
Bugün 10-12 yaşında bir Türk çocuk gurur duyar ülkesiyle! Gurur duyduğu ülkesinin insanı, haksızlığa yine dayanamaz olmuş,sesini olanca gücüyle çıkarır olmuştur. Hem bu sefer uzaklara gidilicektir! Rota,Filistin'dir;yük,insanı yardım. Fakat; zaten oldum olası bir oyun bozan olan İsrail, insani yardım taşıyan ve sadece sivil insanların bulunduğu bir gemiye savaş uçaklarıyla, helikopterlerle saldırılmıştır. Üstelik bu uluslar arası sularda yapılmıştır. Masum insanların ölmesine ve yaralanmamsına sebep olunmuş ve sonra da "meşru müdafaa yaptık" denilmiştir. Acaba silah(!)dedikleri Gazze'ye götürülen özgürlük müdür? Ama Türk insanı gözü pektir, haksızlığa ses olmada yek. İsrail'in yaptığı hukuk ve insanlık dışı her şeyi dünya kamuoyuna duyurmak ve İsrail'e olan tepkiye devam etmek haksızlığa bir meydan okumadır. Vay be'dir!
Onu bunu şunu bilemem!
Ama birazdan iki çocuk uyuyacaktır İsrail ve Türkiye'de! Bir bardak süt içilecektir ama önce! Belki süte bir kaşıktan az da bal! Yastığa konacaktır usulca başlar; ve ülkeleriyle, olanca güçleri ve tüm kalpleri ile gurur duyup gözlerini yumacaktır iki velet!
Çünkü tam da böyledir yazılan tarih: haklı haksız kimdir bilemezsin!
Şu günlerde tadsız tutsuz dünyada, tat bardaktaki ballı süttedir belki de!
O zaman şeref'e!
latin amerika
....
TAYYİP Bey Latin Amerika havası aldı. İdeolojik manada çakır keyif olmuş mudur? Dilerim olmuştur. Hiç değilse Bolivya lideri, umudumuz Evo Morales sol yumruğunu havaya kaldırdığında Tayyip Bey’in yüzünde oluşan hayret ifadesinin hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Latin Amerika, insan olan herkesi az solcu yapar. Havasında var, suyundan mütevellit. Belki hatırlarsınız, vaktiyle eski Ülkücüler bile gidip Che şapkası giyivermişlerdi. İnsan ne de olsa biraz havaya girer. Tatlı tatlı...
.....
ece temelkuran
TAYYİP Bey Latin Amerika havası aldı. İdeolojik manada çakır keyif olmuş mudur? Dilerim olmuştur. Hiç değilse Bolivya lideri, umudumuz Evo Morales sol yumruğunu havaya kaldırdığında Tayyip Bey’in yüzünde oluşan hayret ifadesinin hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Latin Amerika, insan olan herkesi az solcu yapar. Havasında var, suyundan mütevellit. Belki hatırlarsınız, vaktiyle eski Ülkücüler bile gidip Che şapkası giyivermişlerdi. İnsan ne de olsa biraz havaya girer. Tatlı tatlı...
.....
ece temelkuran
Thursday, April 15, 2010
mevsimler geçerken
ve pazartesi, salı , çarşamba gelir geçer! perşembeye kalır gün :) !!
cuma günlerinin derssizliğine de diyecek sözüm yok zaten :)
5 dersten, 3'ü ile tamamen ilişkim biter, nisanın sonuna kadar uğraşılması gereken 2 ders kalır geriye! 2 dersçik :) ey hayat, gözlerinden öperim! :) 3.sınıf mı oluyorum ne? :) ahha- ahha!
amerika...kalan 3, 3.5 hafta! belki biraz daha az, belki biraz daha fazla!
ilk geldiğim günü hatırlıyorum da..nasıl anlatılır..nasıl denilir, hangi kelimelerin seçilmesi gerekir tam olarak bilmiyorum..; bu yüzden o hissettiğim herşeyin "kelimesiz olarak öksüz" kalmasını anlayışla karşılıyorum! ve işte gitmeye yakın yine o şey oluyor.. gelişler & gidişler..ne bileyim hepsi çok anlam yüklü oluyor..ne desen kelime anlatmayı beceremiyor tam olarak bir türlü.
ne yaptın , nasıldı desen..onlara verecek tonlarca cevabım var..var;ama bana ötesini sorma..belki biraz daha üstünden zaman geçince..doldurabilceğimdir tüm boşlukları...
tanıdığım yüzlerce insan..yüzlerce hikaye..yüzlerce gülüş.. böyle de yazınca şimdi çok duygusal oluyor..duygusal değil de..ne bileyim..aman her neyse..
kaçını hatırlayacak , kaçı tarafından hatırlanacağımdır acaba...? bi-le-mi-yo-rum ev-lat!
kore macerası.. :) amerika macerası..sırada ne var?
dip-eleştiri (!) : "bihter" ve bihter'in çocugundan daha mühim şeler olmalı... ya da hiç yorulmayıp her şeye sitem etmek..etmek ve etmek bu kadar kolay olmamalı..
cuma günlerinin derssizliğine de diyecek sözüm yok zaten :)
5 dersten, 3'ü ile tamamen ilişkim biter, nisanın sonuna kadar uğraşılması gereken 2 ders kalır geriye! 2 dersçik :) ey hayat, gözlerinden öperim! :) 3.sınıf mı oluyorum ne? :) ahha- ahha!
amerika...kalan 3, 3.5 hafta! belki biraz daha az, belki biraz daha fazla!
ilk geldiğim günü hatırlıyorum da..nasıl anlatılır..nasıl denilir, hangi kelimelerin seçilmesi gerekir tam olarak bilmiyorum..; bu yüzden o hissettiğim herşeyin "kelimesiz olarak öksüz" kalmasını anlayışla karşılıyorum! ve işte gitmeye yakın yine o şey oluyor.. gelişler & gidişler..ne bileyim hepsi çok anlam yüklü oluyor..ne desen kelime anlatmayı beceremiyor tam olarak bir türlü.
ne yaptın , nasıldı desen..onlara verecek tonlarca cevabım var..var;ama bana ötesini sorma..belki biraz daha üstünden zaman geçince..doldurabilceğimdir tüm boşlukları...
tanıdığım yüzlerce insan..yüzlerce hikaye..yüzlerce gülüş.. böyle de yazınca şimdi çok duygusal oluyor..duygusal değil de..ne bileyim..aman her neyse..
kaçını hatırlayacak , kaçı tarafından hatırlanacağımdır acaba...? bi-le-mi-yo-rum ev-lat!
kore macerası.. :) amerika macerası..sırada ne var?
dip-eleştiri (!) : "bihter" ve bihter'in çocugundan daha mühim şeler olmalı... ya da hiç yorulmayıp her şeye sitem etmek..etmek ve etmek bu kadar kolay olmamalı..
Tuesday, April 13, 2010
en kestirme yol...

sevgili ada halkı,
azlık ve özlük...terazinin kefelerini doldurup dengeyi sağlayabilen ne de güzel iki kelime!
her karmaşadan, çokluktan sonra azlığı ve özlüğü yakalamak ya da..ne de güzel! çokluğun ortasında az ve de öz olmak!sen çoğaldıkça, azabilir misin ada?
belki de tüm her şey, bulunduğun sokaklar, sahip olduğun insanlar, hikayeler, tanık olduğun gülümsemeler , kırgınlıklar,bekleyişler, umutlar..vs vs hayatını çepeçevreleyen bir çember.. içindesin işte! ne kadar büyük olursa, o kadar uzağa gidiyorsun her seferinde! ne kadar büyük olursa, o kadar büyük oluyor bir diğer adım!
ama dairenin merkezinde de sen varsın! tam da ortadaki! senin kendi hikayen, sevincin, üzüntün, hayallerin...azlığın ve özlüğün! ve çember büyüdükçe, merkeze en kestirme yolu bulmak belki de tüm yaptığımız! yani büyüdükçe kendimize dönebilmek en sonunda işte!
Thursday, April 01, 2010
ricardo & isabella
sevgili ada halki,
benim icin de tum hayatini tehlikeye atabilecek bir baska Ricardo daha war midir acaba bu adanin bi yerlerinde...! Yoksa, Ricardo larin kalbinde Isabellar mi yatar?
ilk defa bir lost sahnesinden bu kadar fazla etkilendim! :) Ya da olaylari algilama durumumu degistiren bir halde miyim yine:) Sabahin 7 sinde kalkacam diye 5 inden uyanir oldum malum! Calar saate gittikce itaaatsizlesiyorum , farkinda miyim!? Hep o calmadan uyanabilme amacindayim! Bir gun kizip tumden susacak ama...,hadi bakalim :)
Ricardo ve Isabella ! aralarındaki nasıl bir tutkuydu! yarabbim..! o oyunbozan, sinirbozan Ricard; meğer kanarya adalarından ispanyol bir aşıkmış, ha! Nestor Gaston Carbonell! Bakislar, o isponyolca, o ingilizce..Adam Kuba asilli iste! Daha ne olsun! Bazen, on- on bes yil sonramda buluyorum birdenbire kendimi.. Bambaşka bir mekandan gelen, hiç bilmediğim bir dili konuşan bir adamın kollarındayım! .. ...
istatiklik dersinden cikip buraya kafanda binbir sayirlarla gelme fikri pek hos olmasa da ; adaya gelip gevezelik etme fikrini seviyorum! Hem bahar da geldi:) Bu da ilk bahar gevezeligimiz olsun mu o zaman!? Ucak biletimiz de alindi! Cepte! Tesaduf mudur ki (!) Paris aktarmali olmasi!? Al iste sana baharin da ilk kafa karistiran sorusu!
benim icin de tum hayatini tehlikeye atabilecek bir baska Ricardo daha war midir acaba bu adanin bi yerlerinde...! Yoksa, Ricardo larin kalbinde Isabellar mi yatar?
ilk defa bir lost sahnesinden bu kadar fazla etkilendim! :) Ya da olaylari algilama durumumu degistiren bir halde miyim yine:) Sabahin 7 sinde kalkacam diye 5 inden uyanir oldum malum! Calar saate gittikce itaaatsizlesiyorum , farkinda miyim!? Hep o calmadan uyanabilme amacindayim! Bir gun kizip tumden susacak ama...,hadi bakalim :)
Ricardo ve Isabella ! aralarındaki nasıl bir tutkuydu! yarabbim..! o oyunbozan, sinirbozan Ricard; meğer kanarya adalarından ispanyol bir aşıkmış, ha! Nestor Gaston Carbonell! Bakislar, o isponyolca, o ingilizce..Adam Kuba asilli iste! Daha ne olsun! Bazen, on- on bes yil sonramda buluyorum birdenbire kendimi.. Bambaşka bir mekandan gelen, hiç bilmediğim bir dili konuşan bir adamın kollarındayım! .. ...
istatiklik dersinden cikip buraya kafanda binbir sayirlarla gelme fikri pek hos olmasa da ; adaya gelip gevezelik etme fikrini seviyorum! Hem bahar da geldi:) Bu da ilk bahar gevezeligimiz olsun mu o zaman!? Ucak biletimiz de alindi! Cepte! Tesaduf mudur ki (!) Paris aktarmali olmasi!? Al iste sana baharin da ilk kafa karistiran sorusu!
Tuesday, March 02, 2010
Hey Paris..! Ey Paris!

cok sinirli idim...bilgisayarima! hayir hayir..onun bi gunahi yok! cok sinirli idim..bilgisayarin kablosuna! "bilgisayarimin kablosu" bile demeyecek kadar disliyorum onu bilgisayarimdan..itinayla..! sen ki bir kablosun! tek amaci biten sarji doldurmakla gorevi bir kablo..! neyin amacindasindir ki , neyin nesi, kime bu baskaldirin..! neyse ki yari yolda birakip gidenlere bagisikliyim..! semsiyelerim de birakip gitmislerdi beni boyle..! sorsan "hayir, gokce idi bizi birakip" diyeceklerdir eminim! olay yargida..! ve ey hayat;sagdan gosterip soldan vurma!
uzun bi zamandan sonra nasil istemistim oysa oturup bisiler yazmayi..! ki nasil da uykusuzdum dusun..! sabahin dort bucugunda uyumak, yedisinde uyandirilmak! uyandirilmak kelimesinin sahip oldugu edilgenlikten daha edilgendi oysa saat! sana da gunaydin saat!
uykusuzken daha bir kabullenir (mi) oluyorum, daha bir hayalci! ondan midir; bugun hep Paris'te olmakligim..!? O sokaklarda..tek basima! tek kalbime..!!! Paris..buralardan kacip sana gelesim var..sanki sana hic gelmemis;ama sen de bisi unutmus gibi..yani ask gibi mi..ask boyle bisi mi!? oylamasiz,sorusuz sualsiz kendimi `"ask kayip" burosu`nun baskani ilan ediyorum bugun..! en kidemden, cok kidemden sebep..
baska bi kabloya sahip olan baska bi bilgisayarin baska baska tuslariyla yaziyorum bugun..baska baska bir kordinattan! baska baska bi akildan..baska baska bi kalpten.. aklimi degistirdim zaman kalbimi de degistirirsem degisir mi bu denklem..sanmiyorum! birini mutlaka sabit tutmali o halde!ama biri beni de tutmali! :) ha baska baskaliksa mevzu sandalyenin de baskaligini yememek lazim!
opuyorum seni Paris..! kocaman kocaman...!
baska baska bi gokce:)
Friday, January 29, 2010
bir soğuk..iki soğuk..üç soğuk

cama vuran,gökyüzünden düşen lâl buzlarmış meğer! lâllermiş...lâllermiş ; lakin çok ses ederlermiş...
"hava soğuk." dediğinde, bunun sorumluğunu üstlenecek, tereddütsüz kabul edecek bir soğuk...bir soğuk, iki soğuk, üç soğuk...
buz yağıyor... cama vuruyor bir alacaklı gibi... ben... , gökyüzünden güneş çaldım,evet! buz yağıyor...kızgın! ama suskun!
kızgınlık, suskunluk! ve soğuk! hayır ola! hayrola? kendi sayfamda,kendi sokağımda usulca yürürken tam da dönemece gelmişken eski bir rus romanının orta sayfasına sürgün mü edildim haberim olmadan? tüm sokak belki de roman boyunca kendimi acımasızca sorgulayacağım...?
masadaki lamba! bana kızgın mıdır acaba? beraber oturup bir gevezelik edemeden fazla mesai yaptırtmaktayım ilk günden! boynunu da öne eğmiş... evet evet,kızdı baksana! gönlünü almalıyım... romanda o bitmek bilmeyen rus sokağındaki tek sokak lambası ol sen de,olur mu...? kendi halinde bir masa lambası iken sorumluluk alan bi sokak lambalığına geçip sınıf atla..mesela? ya da 17.yüzyılın mimarisiyle yapılmış, üzerinde türlü türlü oyuncaların(!) ,kağıtların(!) ve sömürünün döneceği kocaman bir burjuvazi masasının "asil" lambasıyken, isyan edip bir sokağa sürgün edil.."sınıf düş", mesela? sana özgürlüğünü sonuna kadar veriyorum,ey lamba! seçimini yapmakta özgürsün!
bir sokağı aydınlatmak yürek ister,bilirim! ama az önce kişisel/geleneksel pul sayım ve bakım günümde özenle aydınlattığın pullarım da sana teşekkürlerini iletmekte... güneşimiz oldun..ışığımız oldun! sen çok yaşa!
saat 03.06! biliyor musun,bence 3 9'a aşık! ama 6 da 3'e aşık! aradan 6 çekilse...kavuşacaklar belki! ama..aması başka sayfalara..
gokce
ocak 29
Friday, January 22, 2010
haddime midir tanımlamak? ama aşk işte...

"aşk " sorulacağı için sınavda ;oturup sayfalarca "aşk nedir"i okuduğun mu!?
merak ettiğinden falan değil yani öyle..! sorumlu olduğundan sadece! sorumlu olduğundan kağıt üzerinde!
yoksa neyse ne!
what is love!? 'ı görür görmez küfrü bastım zaten:)
ne bu şimdi, dedim!? alay falan mı!?
aşk...aşkın çeşitleri.. tutku:p tutkunun sevgiye dönüşmesi.. daha isteksiz öpmen yani sevgilini:) daha hızlı ve kısa sürmesi yani sevişmenin:)
tutkumuza sahip çıkalım!:)
okudukça..nasıl denir; ufkum genişledi! heheh:)
kendi özetim şudur ki;aslında abartıyoruz biz insanoğlu aşkı! yani o da öylesine bir şeymiş işte..insan olmakla ilgili..
karşı cins çekici! güzel, zeki,zor.. yakışıklı,zeki,zor.. eee! bir çekim oluyor,merak başlıyor...senden habersiz değişiklikler oluyor metabolizmanda!
göz gördü mü? gördü! beğendiği mi? aslında,hmm..neyse beğendi beğendi:)
beyin düşünmeye başlıyor sonra..karnında sancı! hiç yaşamadım deme sakın! sen aşık olmamışsın arkadaş..! :)
böyle karıncalanmalar teni tenine değince! yuh ten hangi arada değdi birbirine! daha durrrr!! (:
bi bakıyorsun, senden habersiz bir şeyler oluyor işte kimyanda.. gizli bir tutku başladı yani! sonra tanımaya başlıyorsun! samimiyet geliyor peşinden..
samimiyette sorun olunca o gizli,alevlenmemiş da tutku bitiyor! eywallah oluyor:) samimiyet ilerleyince, hatta baya baya ilerleyince;onu bunu anlatabildiğinde..güvenebildiğinde yani..o tutku başlıyor yavaş yavaş alevlenmeye! zaten o da ilişkinin en mükemmel olduğu dönem oluyor:)
her şey süper:) hehhe:) sorun yok! kıskançlıklar falan da güzel tarafı be,diyorsun! göz yumuyorsun bi şekilde! çünkü sen aşıksın arkadaş! "aşıksın,aşıksın..sen aşıksın arkadaş" :) kafada kurulan evlenelim,çocuğumuz olsun masalları! ws ws ws..! Yapmadım deme! Yaptın!
sonra en kritik dönem! daha ciddi kararlar verme dönemi..daha ciddi kararlar vermek zorunda kalıyor taraflar! muhakkak değişen bir şeyler oluyor çünkü ! Her şey çok çok güzel gidiyor belki..:) Her şey dozunda:) Güveniyorsun,tutku da öyle fazla değil,biraz duruldu, ee güzel gidiyor tabi.. Ya da belki samimiyet bitiyor..Belki tutku..Belki onunla devam etmek istemiyorsun! Ben bu ilişkiye devam edemem...! Benim kendi hayatıma odaklanmam gerek! Ben,ben yapamıyorum! Seni seviyorum;hep sevdim,hatta hep sevecem belki..Ama görüyorsun,yolunda gitmeyen bir şeyler var.." Ayrılsak mı?Her şey çok düz..Heyecan yok" Bazıları da bir şey demeden gidiyor! O da var tabi! Ne oldu,ne bitti anlamıyorsun..Sözün kısası arkadaş, öyle bir noktaya geliyorsun ki, samimiyet,tutku allahına kadar olsa da bitiyor bazen! Devam kararını veremiyorsun! Acı çekiyorsun belki..Ya da çektiriyorsun ne bileyim! Sonra hayatını etkileyecek kararlar veriyorsun kendi çapında! Oysa her şey normal! Çünkü ne yaşadıysan ya da yaşamaktaysan hala onlar da aşka dahil! Aşk acıyı da beraberinde getiriyor bir şekilde! Çektiğin acı ona duyduğun samimiyetle,tutkuyla,geleceğinde onu ne kadar görmek istediğinle doğru orantılı oluyor! Ne kadar seversen,o kadar zor oluyor geri dönüş... Hele de tutku...!!! Yandın! Yandın! O var ya..O çok fena bir şey!
Sonra..Sonrası herkesin kendi sonrası! Sonrasını sen kendin tamamla!
Ama yeni biri oluyor mutlaka! Çünkü insansın..Değişiyorsun! Çünkü yeni bir tene ihtiyacın var..Yeni bir kokuya..
Yeni acılara da..
Öpüldünüz:) gokce'09 arkansas
önyargısız kardan adam

hiç olmadığım kadar açıksözlü olursam;kaç kişiyi üzer, kaç kişinin canını yakarım?
Bilemiyorum... Ama artık pek de umursamıyorum açıkçası... İnsanlar düşüncelerini önyargıyla oluştururken ve de doğruymuş gibi körü körüne inanıp yaşamlarını ona temellendirirken... ve de nasıl neyden sebep bilmem,haklılarmış gibi senin düşüncene,dolayısyla sana saygısız bir tavır sergilerlerken ben daha nasıl anlayışlı olabilirim ya da olmalıyım ,sen söyle? Çok çok sinirliyim... Ve daha da kötüsü kızgın ve bir o kadar üzgünüm! Önyargılar... Ah bu önyargılar.. Bile bile ona saplantılar!
-Sen de benim terörist olabilceğimi düşünüyorsun,değil mi? O potansiyeli görüyorsun yani ben de? Kafanda öyle bir düşünceye sahip olabiliyorsun...
... ... değil mi? diye sordu bana yeni tanıştığım Hassan. Ki ikinci sorusuydu.. Düşün,daha adımı bile sormadan..
sessizlik... ...
.... .... Bu soru..Sorudan daha başka ve fazla bir şeydi aslında! Bir özeti gibiydi son 8-10 yılın.. Belki de çok çok daha öncesinin!
Verdiğim hangi cevap yeterli olabilecekti ki? Hangi cümle, hangi açıklama noktalaştırabilcekti ki o sorunun acımazsızlığını? O soru, sorulmaya bir şekilde devam edilmeyecek,o anlam yine ima edilmeyecek miydi ki?
Toplumlar öle düşünmeye devam ederken, "küresel önyargı"lar almış başını giderken, benim bireysel önyargısızlığımın ne değeri vardı ki onun gözünde? Ona nasıl anlatabilirdim ki ona, geçmişine, ülkesine, kültürüne verdiğim değeri?
Sevmiyoruz öteki,uzaklardaki Arapları,Müslümanları?! Evet,ne dersen de,kullandım o kelimeyi. Sevmiyoruz ve inkar ediyoruz gizliden gizliye! Tarihten,dinden, acımasızca eleştirdiğimiz kültürlerinden sebep..Sevmiyoruz! Ta ilkokuldan başladık, başlatıldı hem de! Batıyı medeniyet kabul ederken (medeniyet dediğin!? tek dişi bile kalmamış canavar...) , gerici diye isimlendirdik "diğerlerini"..."Ötekileştirdik.. Ve daha vahimi öte'ledik.. Suriye'yi..Irak'ı.. İran'ı.."Koca", katı Arabistan'ı... Türkiye'de Hatay'dan sonrasını yani.. Bazen Hatay'ı bile..Keskin ,içsel çizgiler çizdik,duvarlar kurduk...Duvarlar kurduk yıkılması zor... Köprüyü Batı'ya dayandırdık, dayandırmaya çalıştık ki o da bizi öte'lerken... Farkındayken;ama farkına varmak istemezken...
Dünyaya bin kere gelsem, yine büyümek isteyeceğim yerde, Hatay'da büyüdüm. Annem , babam ise haritanın başka yerlerinden,başka başka iklimlerden... Biri Karadenizin yağmurunda büyümüş,diğeri İç Anadolulunun kuraklığında..Bu yüzden hala va hala farklıdır yağmur yağdığında farkında olmadan yağmura verdiği tepkileri.. Odur ki hikaye, Mardin'de tanışıyorlar.. Kürtçenin konuşulduğu...! Millet, "Kürt Açılımı" diye sorunu açıklamaya çalışırken şimdi, on sene önce babam çoktan yapmıştı bana kürt açılımını: Bu haritanın içinde olan, bu ülkenin sorunudur. Bu ülkenin sorununu, bu ülke çözecektir.
Sonra Hatay'a geliyorlar...Bir çok yerinde Arapça'nın konuşulduğu..Başka bi coğrafya, başka bir dil. Ki hatırlarım, 5-6 yaşındayken ben, nine (nene) ve dedeleriyle Arapça konuşuyorlardı tüm mahalle arkadaşlarım. Anlaşabilecekleri başka dil yoktu çünkü..(?) Onlardan farklı olduğumu anladım o an. Ev dilim, okul dilim, sokak dilim Türkçe'ydi çünkü. Hepsini özenle izler,dinler ve bir şeyler öğrenmeye çalışırdım;bunun çeşitlilik ve bir tür zenginlik olduğuna da inanırdım. Hem başka bir dilin varlığı başka bir kültürün varlığı da demek değil miydi?
Saçımı sevgiyle okşayan yaşlı bir dedenin ağzından Arapça sözcükler dökülünce anlamıştım aslında, her dilin benim dilim olduğunu... Sevgiyse senin dilinin anlattığı, bir şeyleri paylaşmaksa (neyi,neden sahiplendiğimizi de anlamış değilim..) ne kadar önyargılı ve hoşgörüsüz olabilir ki insan, ileri de gidiyorum bu hakkı nereden bulabilir ki? Seni nasıl acımazsızca yargılayabilir ki? "Barbar" diyebilir ki? Nedir ki medeniyetin sınırı? Ki Medeniyet nedir? Medeniyetsizlik nedir ki? Hiç okumadan, duyduğun her şeye nasıl inanabilirsin ki? Daha kötüsü inanmak isteyebilirsin ki? Arapsın,Müslümansın, hadi 3. bi sıfat da eksik kalmasın "Terörist" sin diyebilirsin? Ya da hadi biraz daha öte topraklara gidelim, on-on beş kendini bilmez Afganistanlının yaptıklarıyla, 15-16 yaşındaki Afganistanlı bir çocuğu nasıl yargılarsın? Ama o bir Afgan..,diyebilirsin? Pakistan Hükümetinin ya da Pakistan bilmem ne grubunun yaptıklarından dolayı 6-7 yaşındaki bir Pakistanlıyı kafanda nasıl bir terör unsuru olarak büyütebilirsin? İnsanları; ülkelerinden, ülkelerinin politikalarından, tepedeki kendini bilmezlerden, dinlerinden ve zamanın yarattığı kültürlerinden nasıl sorumlu tutabilir ve onlara önyargılı olabilirsin? Onun bunun sorumsuzluğundan bir bireyi nasıl sorumlulaştırabilirsin?
Kızgınım... Ona,sana,bana..
Kar da durdu, önyargısız kardan adam yapacaktım aslında ben! güneşte erimesine izin vermeyeceğim..
gökçe ergin
Friday, January 08, 2010
selvi boylum al yazmalım/sevgi neydi?

… “Elini tuttum sıcacıktı,yüreği elimdeymiş gibi”
Mutluluk bu muydu? Mutluluk neydi,ben bilmezdim.O vardı bir zamanlar,onu sevmiştim...Sevgi o muydu? Sevgi neydi? Coşkun akan dere,
sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan
yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı... Sonunda coşkun dere durulur,
yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş çıkardı..
Sevgi neydi? Sevgi "sahip çıkan dost, sıcak insan eli", insan emeğiydi. Sevgi iyilikti,sevgi emekti.
Elveda Asya..Elveda Selvi Boylum Al Yazmalım Elveda..Bitmemiş türküm benim..
Wednesday, January 06, 2010
gün-aydın :)
günaydın; gün gerçekten de aydın(:
anne ve babayla konuşmak için kurulan saat; ve ona itaat(: aile..evet başka bi şey..
sabahki arkadaşım, ekmeğe sürdüğüm beyaz peynirimdi.. ya da beyaz peynire sürülmeye bekleyen "bi dilim" canı kalmış ekmekçikti(: ya da tümden ikisiydi beraber..peynirli ekmeğimdi...ardından izlenen haberler de sürdürendi günün ahengini... dışarı bakıyorum, gün bana açmış kollarını,bekliyor.. piyano tuşlarına basıyor bizi uzaklardan...
güne hazırım(: gün bana hazır mı?:)
anne ve babayla konuşmak için kurulan saat; ve ona itaat(: aile..evet başka bi şey..
sabahki arkadaşım, ekmeğe sürdüğüm beyaz peynirimdi.. ya da beyaz peynire sürülmeye bekleyen "bi dilim" canı kalmış ekmekçikti(: ya da tümden ikisiydi beraber..peynirli ekmeğimdi...ardından izlenen haberler de sürdürendi günün ahengini... dışarı bakıyorum, gün bana açmış kollarını,bekliyor.. piyano tuşlarına basıyor bizi uzaklardan...
güne hazırım(: gün bana hazır mı?:)
Tuesday, January 05, 2010
giderken..varırken
aralık 31 ‘09, Perşembe
New York’tan ayrılırken, bir tren istasyonundan yazıyorum bu satırları…Hüzünlüyüm biraz.. Hüzün değil de..Ne bileyim, henüz adı konulmamış, adlandırılmamış “öksüz bir duygu”dayım..
Bir şehirden ayrılmak, bir sevgiliden ayrılmak gibiymiş bazen… Tam da ayrılırken söylüyorsun içindekileri! Her şey bitiyorken..Şehir de üzülüyor mudur acaba gidişime? Üzülüyordur;üzülüyordur da belli etmiyordur. Etmeyecektirdir de… … …
Ve yıl..Bitti bitecek, yaşacağı son bi’ güncük… Aslında ben nedendir bilmem, beklenilen yılı şımartma ve ona sorumluluklar yüklemekten ziyade yaşanmış yılın tadını çıkartmaktan yanayım…Güle güle’ciyim galiba;hoş geldin’ci değil. Çünkü kadehimde şarabımdır yaşamakta olduğum yıl…Yılın son günü de kadehimin son yudumu.. Beklettiğim… Tadlandırdığım..Ve bi dikişte ama “keyifle”, tüm hakkını vermişcesine yudumlayacağım.. Tamamdır, bu da tamamdır diyip kadehiyle arasındaki tüm bağlantıyı koparacağım…
Kar yağıyor.. Senaryo hazır, oyuncular hazır, seyirciler hazır..Dekor eksikti. Ve o da hazır şimdi, her yer bembeyaz. Karın yağmasını en güzel böyle öyküleyebilirdim galiba. Bazen gerçekten bi yerlerde isimsiz bir yönetmenin olduğunu düşünüyorum. Çizip karalayan, roller yükleyen, onu bunu bir anda yapan..Çokça da becerikli,büyülü;yaramaz…Tanrı mıdır bahsettiğim? Bilemiyorum, bir şeyleri somutlaştırmak gibi bir derdim de yok. İsimleştirmek,kalıplaştırmak…Tanrı fikriyle meşgul ve mutluyum ben, tabulaştırdığınız Tanrınızla değil..Ve içimdeki, yanımdaki o güç gerçekten Tanrıysa eğer, o da bizim gibi hayat dolu, yaramaz , geveze bir şeymiş aslında(: İyi de sırdaş,arkadaşız…
Bugün fark ettim, çay bardağında çay içmeyi özlemişim…Oldukça! Hatta o kırmızı beyaz ya da mavi beyaz, hani şu çay ocaklarında, kahvehanelerde olan çay altlıklarını da..
Keyfi bir başka oluyor.. Anadolu usülü oluyor,bana Anadoluyu hatırlatıyor…
Bazen soruyorum kendime,farkında olmadan sana yapılan; ya da hayır hayır sözümü tamamen geri alıp sölüyorum, sana bile bile yapılan hataları affetmek mi gerek!? Yoksa affetmemek;ama hatırlamamak da mı?Affetmek,affetmemek,hatırlamak,hatırlamamak, bunlar benim kelimelerim değil. Yokum ben bu kelimelerin içinde,bulamadım kendimi.. Bence kitabın eksik sayfalarını bulmalı Gokce..Di-li geçmişle yazılan kitabın bazı sayfaları eksiktir…Gokce kitabın yazarı kimliğine soyunup miş-li, mış-lı zamanlı hikayeler ekler onlara…Ekler, çünkü kitabı anlaması gerekmektedir…Ekler ve kitap onun inandığı bir sonla biter…Ama bu Gokce’nin kendi sonudur..Ve bu sonda bir sorun vardır.Evet evet Gokce asıl sayfaları bulmalıdır…! Asıllık yazarı bulmak mıdır…Aradan o kadar yıl geçmiştir, yazar hatırlar mıdır?
Ne kadar çok sorum varmış meğer(: Ama bunca zaman kafamda dönüp duran düşünceleri yazıya dökmek beni rahatlatıyor, düşüncelerimi var etmemi sağlıyor, onları bana kabul ettiriyor.
Bir de son günlerde kendime sorduğum bir soru var. Sahip olduğum şeylerden bu kadar uzakken onları özlemek midir öğrendiğim; yoksa özlememek midir tecrübe ettiğim? Bence ben özlememeyi öğreniyorum! Ya da şöle diyeyim, özlemeye karşı duyarsızlaşıyorum(:
Bu nasıl bir duygudur, iyi midir, kötü müdür, bilemem.Öyle sıfatsız bir duygu işte.
2009! Edindiğim en önemli şey artık bencil olmamayı öğrenmekti galiba. Kendin için yaşamamak, başkaları için üretmek..Ben insanlara gerçekten değer vermeyi öğrendim galiba. Kendi merkezimden kapı dışarı ettim kendimi. Dinlemeyi öğrendim ve susmayı.. Ne düşünüyorsan düşün seni dinlemeyi öğrendim ve de saygı duymayı…Dengeyi öğrendim, kendi terazimi edindim. Mutlu olmayı öğrendim, kendi mutluluklarımı yaratmayı… Ve gülmeye devam ettim… Eşlik ettiğin her saniyen için teşekkürü borç bilirim(;
gokce
aralık 31’09 new york’tan ayrılırken(:
New York’tan ayrılırken, bir tren istasyonundan yazıyorum bu satırları…Hüzünlüyüm biraz.. Hüzün değil de..Ne bileyim, henüz adı konulmamış, adlandırılmamış “öksüz bir duygu”dayım..
Bir şehirden ayrılmak, bir sevgiliden ayrılmak gibiymiş bazen… Tam da ayrılırken söylüyorsun içindekileri! Her şey bitiyorken..Şehir de üzülüyor mudur acaba gidişime? Üzülüyordur;üzülüyordur da belli etmiyordur. Etmeyecektirdir de… … …
Ve yıl..Bitti bitecek, yaşacağı son bi’ güncük… Aslında ben nedendir bilmem, beklenilen yılı şımartma ve ona sorumluluklar yüklemekten ziyade yaşanmış yılın tadını çıkartmaktan yanayım…Güle güle’ciyim galiba;hoş geldin’ci değil. Çünkü kadehimde şarabımdır yaşamakta olduğum yıl…Yılın son günü de kadehimin son yudumu.. Beklettiğim… Tadlandırdığım..Ve bi dikişte ama “keyifle”, tüm hakkını vermişcesine yudumlayacağım.. Tamamdır, bu da tamamdır diyip kadehiyle arasındaki tüm bağlantıyı koparacağım…
Kar yağıyor.. Senaryo hazır, oyuncular hazır, seyirciler hazır..Dekor eksikti. Ve o da hazır şimdi, her yer bembeyaz. Karın yağmasını en güzel böyle öyküleyebilirdim galiba. Bazen gerçekten bi yerlerde isimsiz bir yönetmenin olduğunu düşünüyorum. Çizip karalayan, roller yükleyen, onu bunu bir anda yapan..Çokça da becerikli,büyülü;yaramaz…Tanrı mıdır bahsettiğim? Bilemiyorum, bir şeyleri somutlaştırmak gibi bir derdim de yok. İsimleştirmek,kalıplaştırmak…Tanrı fikriyle meşgul ve mutluyum ben, tabulaştırdığınız Tanrınızla değil..Ve içimdeki, yanımdaki o güç gerçekten Tanrıysa eğer, o da bizim gibi hayat dolu, yaramaz , geveze bir şeymiş aslında(: İyi de sırdaş,arkadaşız…
Bugün fark ettim, çay bardağında çay içmeyi özlemişim…Oldukça! Hatta o kırmızı beyaz ya da mavi beyaz, hani şu çay ocaklarında, kahvehanelerde olan çay altlıklarını da..
Keyfi bir başka oluyor.. Anadolu usülü oluyor,bana Anadoluyu hatırlatıyor…
Bazen soruyorum kendime,farkında olmadan sana yapılan; ya da hayır hayır sözümü tamamen geri alıp sölüyorum, sana bile bile yapılan hataları affetmek mi gerek!? Yoksa affetmemek;ama hatırlamamak da mı?Affetmek,affetmemek,hatırlamak,hatırlamamak, bunlar benim kelimelerim değil. Yokum ben bu kelimelerin içinde,bulamadım kendimi.. Bence kitabın eksik sayfalarını bulmalı Gokce..Di-li geçmişle yazılan kitabın bazı sayfaları eksiktir…Gokce kitabın yazarı kimliğine soyunup miş-li, mış-lı zamanlı hikayeler ekler onlara…Ekler, çünkü kitabı anlaması gerekmektedir…Ekler ve kitap onun inandığı bir sonla biter…Ama bu Gokce’nin kendi sonudur..Ve bu sonda bir sorun vardır.Evet evet Gokce asıl sayfaları bulmalıdır…! Asıllık yazarı bulmak mıdır…Aradan o kadar yıl geçmiştir, yazar hatırlar mıdır?
Ne kadar çok sorum varmış meğer(: Ama bunca zaman kafamda dönüp duran düşünceleri yazıya dökmek beni rahatlatıyor, düşüncelerimi var etmemi sağlıyor, onları bana kabul ettiriyor.
Bir de son günlerde kendime sorduğum bir soru var. Sahip olduğum şeylerden bu kadar uzakken onları özlemek midir öğrendiğim; yoksa özlememek midir tecrübe ettiğim? Bence ben özlememeyi öğreniyorum! Ya da şöle diyeyim, özlemeye karşı duyarsızlaşıyorum(:
Bu nasıl bir duygudur, iyi midir, kötü müdür, bilemem.Öyle sıfatsız bir duygu işte.
2009! Edindiğim en önemli şey artık bencil olmamayı öğrenmekti galiba. Kendin için yaşamamak, başkaları için üretmek..Ben insanlara gerçekten değer vermeyi öğrendim galiba. Kendi merkezimden kapı dışarı ettim kendimi. Dinlemeyi öğrendim ve susmayı.. Ne düşünüyorsan düşün seni dinlemeyi öğrendim ve de saygı duymayı…Dengeyi öğrendim, kendi terazimi edindim. Mutlu olmayı öğrendim, kendi mutluluklarımı yaratmayı… Ve gülmeye devam ettim… Eşlik ettiğin her saniyen için teşekkürü borç bilirim(;
gokce
aralık 31’09 new york’tan ayrılırken(:
ey 2010...
ey 2010! artık havaalanı çocuğu olmak,ordan oraya göçmek istemiyorum! olur da kararım değişirse onu da söylerm:) ama artık evimin ülkemin kızı olayım,dizimi kırıp oturayım hatta hatta dikiş makinası kullanmayı bile öğreneym, evden çıkmayaym,çok güzel yemekler,tatlılar yapayım.. terastaki kaktüslerimle uğraşayım..saksıda böğürtlen yetiştireyim:p mangal yakmayı öğreneyim,hatta hatta kendi başıma mangalda lahmacun yapayım...kendi üzümlerimi yetiştirip şarap yapayım,o kimsenin tutturamadığı kıvamı tutturayım.öyle içilesi olsun ki hayyam'a yeni bir dörtlük yazdıraym.sözün kısası yerleşik düzene geçip kendi komünist düzenimi kuraym:)
Subscribe to:
Posts (Atom)

