Friday, January 29, 2010

bir soğuk..iki soğuk..üç soğuk



cama vuran,gökyüzünden düşen lâl buzlarmış meğer! lâllermiş...lâllermiş ; lakin çok ses ederlermiş...

"hava soğuk." dediğinde, bunun sorumluğunu üstlenecek, tereddütsüz kabul edecek bir soğuk...bir soğuk, iki soğuk, üç soğuk...
buz yağıyor... cama vuruyor bir alacaklı gibi... ben... , gökyüzünden güneş çaldım,evet! buz yağıyor...kızgın! ama suskun!

kızgınlık, suskunluk! ve soğuk! hayır ola! hayrola? kendi sayfamda,kendi sokağımda usulca yürürken tam da dönemece gelmişken eski bir rus romanının orta sayfasına sürgün mü edildim haberim olmadan? tüm sokak belki de roman boyunca kendimi acımasızca sorgulayacağım...?

masadaki lamba! bana kızgın mıdır acaba? beraber oturup bir gevezelik edemeden fazla mesai yaptırtmaktayım ilk günden! boynunu da öne eğmiş... evet evet,kızdı baksana! gönlünü almalıyım... romanda o bitmek bilmeyen rus sokağındaki tek sokak lambası ol sen de,olur mu...? kendi halinde bir masa lambası iken sorumluluk alan bi sokak lambalığına geçip sınıf atla..mesela? ya da 17.yüzyılın mimarisiyle yapılmış, üzerinde türlü türlü oyuncaların(!) ,kağıtların(!) ve sömürünün döneceği kocaman bir burjuvazi masasının "asil" lambasıyken, isyan edip bir sokağa sürgün edil.."sınıf düş", mesela? sana özgürlüğünü sonuna kadar veriyorum,ey lamba! seçimini yapmakta özgürsün!

bir sokağı aydınlatmak yürek ister,bilirim! ama az önce kişisel/geleneksel pul sayım ve bakım günümde özenle aydınlattığın pullarım da sana teşekkürlerini iletmekte... güneşimiz oldun..ışığımız oldun! sen çok yaşa!

saat 03.06! biliyor musun,bence 3 9'a aşık! ama 6 da 3'e aşık! aradan 6 çekilse...kavuşacaklar belki! ama..aması başka sayfalara..

gokce
ocak 29

Friday, January 22, 2010

haddime midir tanımlamak? ama aşk işte...


"aşk " sorulacağı için sınavda ;oturup sayfalarca "aşk nedir"i okuduğun mu!?
merak ettiğinden falan değil yani öyle..! sorumlu olduğundan sadece! sorumlu olduğundan kağıt üzerinde!
yoksa neyse ne!
what is love!? 'ı görür görmez küfrü bastım zaten:)
ne bu şimdi, dedim!? alay falan mı!?
aşk...aşkın çeşitleri.. tutku:p tutkunun sevgiye dönüşmesi.. daha isteksiz öpmen yani sevgilini:) daha hızlı ve kısa sürmesi yani sevişmenin:)
tutkumuza sahip çıkalım!:)
okudukça..nasıl denir; ufkum genişledi! heheh:)
kendi özetim şudur ki;aslında abartıyoruz biz insanoğlu aşkı! yani o da öylesine bir şeymiş işte..insan olmakla ilgili..
karşı cins çekici! güzel, zeki,zor.. yakışıklı,zeki,zor.. eee! bir çekim oluyor,merak başlıyor...senden habersiz değişiklikler oluyor metabolizmanda!
göz gördü mü? gördü! beğendiği mi? aslında,hmm..neyse beğendi beğendi:)
beyin düşünmeye başlıyor sonra..karnında sancı! hiç yaşamadım deme sakın! sen aşık olmamışsın arkadaş..! :)
böyle karıncalanmalar teni tenine değince! yuh ten hangi arada değdi birbirine! daha durrrr!! (:
bi bakıyorsun, senden habersiz bir şeyler oluyor işte kimyanda.. gizli bir tutku başladı yani! sonra tanımaya başlıyorsun! samimiyet geliyor peşinden..
samimiyette sorun olunca o gizli,alevlenmemiş da tutku bitiyor! eywallah oluyor:) samimiyet ilerleyince, hatta baya baya ilerleyince;onu bunu anlatabildiğinde..güvenebildiğinde yani..o tutku başlıyor yavaş yavaş alevlenmeye! zaten o da ilişkinin en mükemmel olduğu dönem oluyor:)
her şey süper:) hehhe:) sorun yok! kıskançlıklar falan da güzel tarafı be,diyorsun! göz yumuyorsun bi şekilde! çünkü sen aşıksın arkadaş! "aşıksın,aşıksın..sen aşıksın arkadaş" :) kafada kurulan evlenelim,çocuğumuz olsun masalları! ws ws ws..! Yapmadım deme! Yaptın!
sonra en kritik dönem! daha ciddi kararlar verme dönemi..daha ciddi kararlar vermek zorunda kalıyor taraflar! muhakkak değişen bir şeyler oluyor çünkü ! Her şey çok çok güzel gidiyor belki..:) Her şey dozunda:) Güveniyorsun,tutku da öyle fazla değil,biraz duruldu, ee güzel gidiyor tabi.. Ya da belki samimiyet bitiyor..Belki tutku..Belki onunla devam etmek istemiyorsun! Ben bu ilişkiye devam edemem...! Benim kendi hayatıma odaklanmam gerek! Ben,ben yapamıyorum! Seni seviyorum;hep sevdim,hatta hep sevecem belki..Ama görüyorsun,yolunda gitmeyen bir şeyler var.." Ayrılsak mı?Her şey çok düz..Heyecan yok" Bazıları da bir şey demeden gidiyor! O da var tabi! Ne oldu,ne bitti anlamıyorsun..Sözün kısası arkadaş, öyle bir noktaya geliyorsun ki, samimiyet,tutku allahına kadar olsa da bitiyor bazen! Devam kararını veremiyorsun! Acı çekiyorsun belki..Ya da çektiriyorsun ne bileyim! Sonra hayatını etkileyecek kararlar veriyorsun kendi çapında! Oysa her şey normal! Çünkü ne yaşadıysan ya da yaşamaktaysan hala onlar da aşka dahil! Aşk acıyı da beraberinde getiriyor bir şekilde! Çektiğin acı ona duyduğun samimiyetle,tutkuyla,geleceğinde onu ne kadar görmek istediğinle doğru orantılı oluyor! Ne kadar seversen,o kadar zor oluyor geri dönüş... Hele de tutku...!!! Yandın! Yandın! O var ya..O çok fena bir şey!
Sonra..Sonrası herkesin kendi sonrası! Sonrasını sen kendin tamamla!
Ama yeni biri oluyor mutlaka! Çünkü insansın..Değişiyorsun! Çünkü yeni bir tene ihtiyacın var..Yeni bir kokuya..
Yeni acılara da..

Öpüldünüz:) gokce'09 arkansas

önyargısız kardan adam


hiç olmadığım kadar açıksözlü olursam;kaç kişiyi üzer, kaç kişinin canını yakarım?
Bilemiyorum... Ama artık pek de umursamıyorum açıkçası... İnsanlar düşüncelerini önyargıyla oluştururken ve de doğruymuş gibi körü körüne inanıp yaşamlarını ona temellendirirken... ve de nasıl neyden sebep bilmem,haklılarmış gibi senin düşüncene,dolayısyla sana saygısız bir tavır sergilerlerken ben daha nasıl anlayışlı olabilirim ya da olmalıyım ,sen söyle? Çok çok sinirliyim... Ve daha da kötüsü kızgın ve bir o kadar üzgünüm! Önyargılar... Ah bu önyargılar.. Bile bile ona saplantılar!
-Sen de benim terörist olabilceğimi düşünüyorsun,değil mi? O potansiyeli görüyorsun yani ben de? Kafanda öyle bir düşünceye sahip olabiliyorsun...
... ... değil mi? diye sordu bana yeni tanıştığım Hassan. Ki ikinci sorusuydu.. Düşün,daha adımı bile sormadan..
sessizlik... ...
.... .... Bu soru..Sorudan daha başka ve fazla bir şeydi aslında! Bir özeti gibiydi son 8-10 yılın.. Belki de çok çok daha öncesinin!
Verdiğim hangi cevap yeterli olabilecekti ki? Hangi cümle, hangi açıklama noktalaştırabilcekti ki o sorunun acımazsızlığını? O soru, sorulmaya bir şekilde devam edilmeyecek,o anlam yine ima edilmeyecek miydi ki?
Toplumlar öle düşünmeye devam ederken, "küresel önyargı"lar almış başını giderken, benim bireysel önyargısızlığımın ne değeri vardı ki onun gözünde? Ona nasıl anlatabilirdim ki ona, geçmişine, ülkesine, kültürüne verdiğim değeri?
Sevmiyoruz öteki,uzaklardaki Arapları,Müslümanları?! Evet,ne dersen de,kullandım o kelimeyi. Sevmiyoruz ve inkar ediyoruz gizliden gizliye! Tarihten,dinden, acımasızca eleştirdiğimiz kültürlerinden sebep..Sevmiyoruz! Ta ilkokuldan başladık, başlatıldı hem de! Batıyı medeniyet kabul ederken (medeniyet dediğin!? tek dişi bile kalmamış canavar...) , gerici diye isimlendirdik "diğerlerini"..."Ötekileştirdik.. Ve daha vahimi öte'ledik.. Suriye'yi..Irak'ı.. İran'ı.."Koca", katı Arabistan'ı... Türkiye'de Hatay'dan sonrasını yani.. Bazen Hatay'ı bile..Keskin ,içsel çizgiler çizdik,duvarlar kurduk...Duvarlar kurduk yıkılması zor... Köprüyü Batı'ya dayandırdık, dayandırmaya çalıştık ki o da bizi öte'lerken... Farkındayken;ama farkına varmak istemezken...
Dünyaya bin kere gelsem, yine büyümek isteyeceğim yerde, Hatay'da büyüdüm. Annem , babam ise haritanın başka yerlerinden,başka başka iklimlerden... Biri Karadenizin yağmurunda büyümüş,diğeri İç Anadolulunun kuraklığında..Bu yüzden hala va hala farklıdır yağmur yağdığında farkında olmadan yağmura verdiği tepkileri.. Odur ki hikaye, Mardin'de tanışıyorlar.. Kürtçenin konuşulduğu...! Millet, "Kürt Açılımı" diye sorunu açıklamaya çalışırken şimdi, on sene önce babam çoktan yapmıştı bana kürt açılımını: Bu haritanın içinde olan, bu ülkenin sorunudur. Bu ülkenin sorununu, bu ülke çözecektir.
Sonra Hatay'a geliyorlar...Bir çok yerinde Arapça'nın konuşulduğu..Başka bi coğrafya, başka bir dil. Ki hatırlarım, 5-6 yaşındayken ben, nine (nene) ve dedeleriyle Arapça konuşuyorlardı tüm mahalle arkadaşlarım. Anlaşabilecekleri başka dil yoktu çünkü..(?) Onlardan farklı olduğumu anladım o an. Ev dilim, okul dilim, sokak dilim Türkçe'ydi çünkü. Hepsini özenle izler,dinler ve bir şeyler öğrenmeye çalışırdım;bunun çeşitlilik ve bir tür zenginlik olduğuna da inanırdım. Hem başka bir dilin varlığı başka bir kültürün varlığı da demek değil miydi?
Saçımı sevgiyle okşayan yaşlı bir dedenin ağzından Arapça sözcükler dökülünce anlamıştım aslında, her dilin benim dilim olduğunu... Sevgiyse senin dilinin anlattığı, bir şeyleri paylaşmaksa (neyi,neden sahiplendiğimizi de anlamış değilim..) ne kadar önyargılı ve hoşgörüsüz olabilir ki insan, ileri de gidiyorum bu hakkı nereden bulabilir ki? Seni nasıl acımazsızca yargılayabilir ki? "Barbar" diyebilir ki? Nedir ki medeniyetin sınırı? Ki Medeniyet nedir? Medeniyetsizlik nedir ki? Hiç okumadan, duyduğun her şeye nasıl inanabilirsin ki? Daha kötüsü inanmak isteyebilirsin ki? Arapsın,Müslümansın, hadi 3. bi sıfat da eksik kalmasın "Terörist" sin diyebilirsin? Ya da hadi biraz daha öte topraklara gidelim, on-on beş kendini bilmez Afganistanlının yaptıklarıyla, 15-16 yaşındaki Afganistanlı bir çocuğu nasıl yargılarsın? Ama o bir Afgan..,diyebilirsin? Pakistan Hükümetinin ya da Pakistan bilmem ne grubunun yaptıklarından dolayı 6-7 yaşındaki bir Pakistanlıyı kafanda nasıl bir terör unsuru olarak büyütebilirsin? İnsanları; ülkelerinden, ülkelerinin politikalarından, tepedeki kendini bilmezlerden, dinlerinden ve zamanın yarattığı kültürlerinden nasıl sorumlu tutabilir ve onlara önyargılı olabilirsin? Onun bunun sorumsuzluğundan bir bireyi nasıl sorumlulaştırabilirsin?
Kızgınım... Ona,sana,bana..
Kar da durdu, önyargısız kardan adam yapacaktım aslında ben! güneşte erimesine izin vermeyeceğim..

gökçe ergin

Friday, January 08, 2010


che'ye..

nasıl sıfat'laştırılırsam sıfatlaştırılayım,
adam...önünde eğiliyorum saygıdan..
eğiliyorum önünde, adam...
ki beridir 9 yaşımdan...
99umda da eğileceğimdir ama,sebep saygıdan,kuşkum olmadan.

gokceergin'10 ocak9

selvi boylum al yazmalım/sevgi neydi?


… “Elini tuttum sıcacıktı,yüreği elimdeymiş gibi”


Mutluluk bu muydu? Mutluluk neydi,ben bilmezdim.O vardı bir zamanlar,onu sevmiştim...Sevgi o muydu? Sevgi neydi? Coşkun akan dere,
sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan
yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı... Sonunda coşkun dere durulur,
yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş çıkardı..
Sevgi neydi? Sevgi "sahip çıkan dost, sıcak insan eli", insan emeğiydi. Sevgi iyilikti,sevgi emekti.

Elveda Asya..Elveda Selvi Boylum Al Yazmalım Elveda..Bitmemiş türküm benim..

Wednesday, January 06, 2010

gün-aydın :)

günaydın; gün gerçekten de aydın(:
anne ve babayla konuşmak için kurulan saat; ve ona itaat(: aile..evet başka bi şey..
sabahki arkadaşım, ekmeğe sürdüğüm beyaz peynirimdi.. ya da beyaz peynire sürülmeye bekleyen "bi dilim" canı kalmış ekmekçikti(: ya da tümden ikisiydi beraber..peynirli ekmeğimdi...ardından izlenen haberler de sürdürendi günün ahengini... dışarı bakıyorum, gün bana açmış kollarını,bekliyor.. piyano tuşlarına basıyor bizi uzaklardan...
güne hazırım(: gün bana hazır mı?:)

Tuesday, January 05, 2010

giderken..varırken

aralık 31 ‘09, Perşembe

New York’tan ayrılırken, bir tren istasyonundan yazıyorum bu satırları…Hüzünlüyüm biraz.. Hüzün değil de..Ne bileyim, henüz adı konulmamış, adlandırılmamış “öksüz bir duygu”dayım..
Bir şehirden ayrılmak, bir sevgiliden ayrılmak gibiymiş bazen… Tam da ayrılırken söylüyorsun içindekileri! Her şey bitiyorken..Şehir de üzülüyor mudur acaba gidişime? Üzülüyordur;üzülüyordur da belli etmiyordur. Etmeyecektirdir de… … …
Ve yıl..Bitti bitecek, yaşacağı son bi’ güncük… Aslında ben nedendir bilmem, beklenilen yılı şımartma ve ona sorumluluklar yüklemekten ziyade yaşanmış yılın tadını çıkartmaktan yanayım…Güle güle’ciyim galiba;hoş geldin’ci değil. Çünkü kadehimde şarabımdır yaşamakta olduğum yıl…Yılın son günü de kadehimin son yudumu.. Beklettiğim… Tadlandırdığım..Ve bi dikişte ama “keyifle”, tüm hakkını vermişcesine yudumlayacağım.. Tamamdır, bu da tamamdır diyip kadehiyle arasındaki tüm bağlantıyı koparacağım…
Kar yağıyor.. Senaryo hazır, oyuncular hazır, seyirciler hazır..Dekor eksikti. Ve o da hazır şimdi, her yer bembeyaz. Karın yağmasını en güzel böyle öyküleyebilirdim galiba. Bazen gerçekten bi yerlerde isimsiz bir yönetmenin olduğunu düşünüyorum. Çizip karalayan, roller yükleyen, onu bunu bir anda yapan..Çokça da becerikli,büyülü;yaramaz…Tanrı mıdır bahsettiğim? Bilemiyorum, bir şeyleri somutlaştırmak gibi bir derdim de yok. İsimleştirmek,kalıplaştırmak…Tanrı fikriyle meşgul ve mutluyum ben, tabulaştırdığınız Tanrınızla değil..Ve içimdeki, yanımdaki o güç gerçekten Tanrıysa eğer, o da bizim gibi hayat dolu, yaramaz , geveze bir şeymiş aslında(: İyi de sırdaş,arkadaşız…
Bugün fark ettim, çay bardağında çay içmeyi özlemişim…Oldukça! Hatta o kırmızı beyaz ya da mavi beyaz, hani şu çay ocaklarında, kahvehanelerde olan çay altlıklarını da..
Keyfi bir başka oluyor.. Anadolu usülü oluyor,bana Anadoluyu hatırlatıyor…
Bazen soruyorum kendime,farkında olmadan sana yapılan; ya da hayır hayır sözümü tamamen geri alıp sölüyorum, sana bile bile yapılan hataları affetmek mi gerek!? Yoksa affetmemek;ama hatırlamamak da mı?Affetmek,affetmemek,hatırlamak,hatırlamamak, bunlar benim kelimelerim değil. Yokum ben bu kelimelerin içinde,bulamadım kendimi.. Bence kitabın eksik sayfalarını bulmalı Gokce..Di-li geçmişle yazılan kitabın bazı sayfaları eksiktir…Gokce kitabın yazarı kimliğine soyunup miş-li, mış-lı zamanlı hikayeler ekler onlara…Ekler, çünkü kitabı anlaması gerekmektedir…Ekler ve kitap onun inandığı bir sonla biter…Ama bu Gokce’nin kendi sonudur..Ve bu sonda bir sorun vardır.Evet evet Gokce asıl sayfaları bulmalıdır…! Asıllık yazarı bulmak mıdır…Aradan o kadar yıl geçmiştir, yazar hatırlar mıdır?
Ne kadar çok sorum varmış meğer(: Ama bunca zaman kafamda dönüp duran düşünceleri yazıya dökmek beni rahatlatıyor, düşüncelerimi var etmemi sağlıyor, onları bana kabul ettiriyor.
Bir de son günlerde kendime sorduğum bir soru var. Sahip olduğum şeylerden bu kadar uzakken onları özlemek midir öğrendiğim; yoksa özlememek midir tecrübe ettiğim? Bence ben özlememeyi öğreniyorum! Ya da şöle diyeyim, özlemeye karşı duyarsızlaşıyorum(:
Bu nasıl bir duygudur, iyi midir, kötü müdür, bilemem.Öyle sıfatsız bir duygu işte.
2009! Edindiğim en önemli şey artık bencil olmamayı öğrenmekti galiba. Kendin için yaşamamak, başkaları için üretmek..Ben insanlara gerçekten değer vermeyi öğrendim galiba. Kendi merkezimden kapı dışarı ettim kendimi. Dinlemeyi öğrendim ve susmayı.. Ne düşünüyorsan düşün seni dinlemeyi öğrendim ve de saygı duymayı…Dengeyi öğrendim, kendi terazimi edindim. Mutlu olmayı öğrendim, kendi mutluluklarımı yaratmayı… Ve gülmeye devam ettim… Eşlik ettiğin her saniyen için teşekkürü borç bilirim(;

gokce
aralık 31’09 new york’tan ayrılırken(:

ey 2010...

ey 2010! artık havaalanı çocuğu olmak,ordan oraya göçmek istemiyorum! olur da kararım değişirse onu da söylerm:) ama artık evimin ülkemin kızı olayım,dizimi kırıp oturayım hatta hatta dikiş makinası kullanmayı bile öğreneym, evden çıkmayaym,çok güzel yemekler,tatlılar yapayım.. terastaki kaktüslerimle uğraşayım..saksıda böğürtlen yetiştireyim:p mangal yakmayı öğreneyim,hatta hatta kendi başıma mangalda lahmacun yapayım...kendi üzümlerimi yetiştirip şarap yapayım,o kimsenin tutturamadığı kıvamı tutturayım.öyle içilesi olsun ki hayyam'a yeni bir dörtlük yazdıraym.sözün kısası yerleşik düzene geçip kendi komünist düzenimi kuraym:)