Thursday, April 15, 2010

mevsimler geçerken

ve pazartesi, salı , çarşamba gelir geçer! perşembeye kalır gün :) !!
cuma günlerinin derssizliğine de diyecek sözüm yok zaten :)
5 dersten, 3'ü ile tamamen ilişkim biter, nisanın sonuna kadar uğraşılması gereken 2 ders kalır geriye! 2 dersçik :) ey hayat, gözlerinden öperim! :) 3.sınıf mı oluyorum ne? :) ahha- ahha!

amerika...kalan 3, 3.5 hafta! belki biraz daha az, belki biraz daha fazla!
ilk geldiğim günü hatırlıyorum da..nasıl anlatılır..nasıl denilir, hangi kelimelerin seçilmesi gerekir tam olarak bilmiyorum..; bu yüzden o hissettiğim herşeyin "kelimesiz olarak öksüz" kalmasını anlayışla karşılıyorum! ve işte gitmeye yakın yine o şey oluyor.. gelişler & gidişler..ne bileyim hepsi çok anlam yüklü oluyor..ne desen kelime anlatmayı beceremiyor tam olarak bir türlü.
ne yaptın , nasıldı desen..onlara verecek tonlarca cevabım var..var;ama bana ötesini sorma..belki biraz daha üstünden zaman geçince..doldurabilceğimdir tüm boşlukları...

tanıdığım yüzlerce insan..yüzlerce hikaye..yüzlerce gülüş.. böyle de yazınca şimdi çok duygusal oluyor..duygusal değil de..ne bileyim..aman her neyse..
kaçını hatırlayacak , kaçı tarafından hatırlanacağımdır acaba...? bi-le-mi-yo-rum ev-lat!
kore macerası.. :) amerika macerası..sırada ne var?

dip-eleştiri (!) : "bihter" ve bihter'in çocugundan daha mühim şeler olmalı... ya da hiç yorulmayıp her şeye sitem etmek..etmek ve etmek bu kadar kolay olmamalı..

Tuesday, April 13, 2010

en kestirme yol...


sevgili ada halkı,
azlık ve özlük...terazinin kefelerini doldurup dengeyi sağlayabilen ne de güzel iki kelime!
her karmaşadan, çokluktan sonra azlığı ve özlüğü yakalamak ya da..ne de güzel! çokluğun ortasında az ve de öz olmak!sen çoğaldıkça, azabilir misin ada?
belki de tüm her şey, bulunduğun sokaklar, sahip olduğun insanlar, hikayeler, tanık olduğun gülümsemeler , kırgınlıklar,bekleyişler, umutlar..vs vs hayatını çepeçevreleyen bir çember.. içindesin işte! ne kadar büyük olursa, o kadar uzağa gidiyorsun her seferinde! ne kadar büyük olursa, o kadar büyük oluyor bir diğer adım!
ama dairenin merkezinde de sen varsın! tam da ortadaki! senin kendi hikayen, sevincin, üzüntün, hayallerin...azlığın ve özlüğün! ve çember büyüdükçe, merkeze en kestirme yolu bulmak belki de tüm yaptığımız! yani büyüdükçe kendimize dönebilmek en sonunda işte!

Thursday, April 01, 2010

ricardo & isabella

sevgili ada halki,
benim icin de tum hayatini tehlikeye atabilecek bir baska Ricardo daha war midir acaba bu adanin bi yerlerinde...! Yoksa, Ricardo larin kalbinde Isabellar mi yatar?
ilk defa bir lost sahnesinden bu kadar fazla etkilendim! :) Ya da olaylari algilama durumumu degistiren bir halde miyim yine:) Sabahin 7 sinde kalkacam diye 5 inden uyanir oldum malum! Calar saate gittikce itaaatsizlesiyorum , farkinda miyim!? Hep o calmadan uyanabilme amacindayim! Bir gun kizip tumden susacak ama...,hadi bakalim :)
Ricardo ve Isabella ! aralarındaki nasıl bir tutkuydu! yarabbim..! o oyunbozan, sinirbozan Ricard; meğer kanarya adalarından ispanyol bir aşıkmış, ha! Nestor Gaston Carbonell! Bakislar, o isponyolca, o ingilizce..Adam Kuba asilli iste! Daha ne olsun! Bazen, on- on bes yil sonramda buluyorum birdenbire kendimi.. Bambaşka bir mekandan gelen, hiç bilmediğim bir dili konuşan bir adamın kollarındayım! .. ...
istatiklik dersinden cikip buraya kafanda binbir sayirlarla gelme fikri pek hos olmasa da ; adaya gelip gevezelik etme fikrini seviyorum! Hem bahar da geldi:) Bu da ilk bahar gevezeligimiz olsun mu o zaman!? Ucak biletimiz de alindi! Cepte! Tesaduf mudur ki (!) Paris aktarmali olmasi!? Al iste sana baharin da ilk kafa karistiran sorusu!

Tuesday, March 02, 2010

Hey Paris..! Ey Paris!


cok sinirli idim...bilgisayarima! hayir hayir..onun bi gunahi yok! cok sinirli idim..bilgisayarin kablosuna! "bilgisayarimin kablosu" bile demeyecek kadar disliyorum onu bilgisayarimdan..itinayla..! sen ki bir kablosun! tek amaci biten sarji doldurmakla gorevi bir kablo..! neyin amacindasindir ki , neyin nesi, kime bu baskaldirin..! neyse ki yari yolda birakip gidenlere bagisikliyim..! semsiyelerim de birakip gitmislerdi beni boyle..! sorsan "hayir, gokce idi bizi birakip" diyeceklerdir eminim! olay yargida..! ve ey hayat;sagdan gosterip soldan vurma!
uzun bi zamandan sonra nasil istemistim oysa oturup bisiler yazmayi..! ki nasil da uykusuzdum dusun..! sabahin dort bucugunda uyumak, yedisinde uyandirilmak! uyandirilmak kelimesinin sahip oldugu edilgenlikten daha edilgendi oysa saat! sana da gunaydin saat!
uykusuzken daha bir kabullenir (mi) oluyorum, daha bir hayalci! ondan midir; bugun hep Paris'te olmakligim..!? O sokaklarda..tek basima! tek kalbime..!!! Paris..buralardan kacip sana gelesim var..sanki sana hic gelmemis;ama sen de bisi unutmus gibi..yani ask gibi mi..ask boyle bisi mi!? oylamasiz,sorusuz sualsiz kendimi `"ask kayip" burosu`nun baskani ilan ediyorum bugun..! en kidemden, cok kidemden sebep..
baska bi kabloya sahip olan baska bi bilgisayarin baska baska tuslariyla yaziyorum bugun..baska baska bir kordinattan! baska baska bi akildan..baska baska bi kalpten.. aklimi degistirdim zaman kalbimi de degistirirsem degisir mi bu denklem..sanmiyorum! birini mutlaka sabit tutmali o halde!ama biri beni de tutmali! :) ha baska baskaliksa mevzu sandalyenin de baskaligini yememek lazim!
opuyorum seni Paris..! kocaman kocaman...!

baska baska bi gokce:)

Friday, January 29, 2010

bir soğuk..iki soğuk..üç soğuk



cama vuran,gökyüzünden düşen lâl buzlarmış meğer! lâllermiş...lâllermiş ; lakin çok ses ederlermiş...

"hava soğuk." dediğinde, bunun sorumluğunu üstlenecek, tereddütsüz kabul edecek bir soğuk...bir soğuk, iki soğuk, üç soğuk...
buz yağıyor... cama vuruyor bir alacaklı gibi... ben... , gökyüzünden güneş çaldım,evet! buz yağıyor...kızgın! ama suskun!

kızgınlık, suskunluk! ve soğuk! hayır ola! hayrola? kendi sayfamda,kendi sokağımda usulca yürürken tam da dönemece gelmişken eski bir rus romanının orta sayfasına sürgün mü edildim haberim olmadan? tüm sokak belki de roman boyunca kendimi acımasızca sorgulayacağım...?

masadaki lamba! bana kızgın mıdır acaba? beraber oturup bir gevezelik edemeden fazla mesai yaptırtmaktayım ilk günden! boynunu da öne eğmiş... evet evet,kızdı baksana! gönlünü almalıyım... romanda o bitmek bilmeyen rus sokağındaki tek sokak lambası ol sen de,olur mu...? kendi halinde bir masa lambası iken sorumluluk alan bi sokak lambalığına geçip sınıf atla..mesela? ya da 17.yüzyılın mimarisiyle yapılmış, üzerinde türlü türlü oyuncaların(!) ,kağıtların(!) ve sömürünün döneceği kocaman bir burjuvazi masasının "asil" lambasıyken, isyan edip bir sokağa sürgün edil.."sınıf düş", mesela? sana özgürlüğünü sonuna kadar veriyorum,ey lamba! seçimini yapmakta özgürsün!

bir sokağı aydınlatmak yürek ister,bilirim! ama az önce kişisel/geleneksel pul sayım ve bakım günümde özenle aydınlattığın pullarım da sana teşekkürlerini iletmekte... güneşimiz oldun..ışığımız oldun! sen çok yaşa!

saat 03.06! biliyor musun,bence 3 9'a aşık! ama 6 da 3'e aşık! aradan 6 çekilse...kavuşacaklar belki! ama..aması başka sayfalara..

gokce
ocak 29

Friday, January 22, 2010

haddime midir tanımlamak? ama aşk işte...


"aşk " sorulacağı için sınavda ;oturup sayfalarca "aşk nedir"i okuduğun mu!?
merak ettiğinden falan değil yani öyle..! sorumlu olduğundan sadece! sorumlu olduğundan kağıt üzerinde!
yoksa neyse ne!
what is love!? 'ı görür görmez küfrü bastım zaten:)
ne bu şimdi, dedim!? alay falan mı!?
aşk...aşkın çeşitleri.. tutku:p tutkunun sevgiye dönüşmesi.. daha isteksiz öpmen yani sevgilini:) daha hızlı ve kısa sürmesi yani sevişmenin:)
tutkumuza sahip çıkalım!:)
okudukça..nasıl denir; ufkum genişledi! heheh:)
kendi özetim şudur ki;aslında abartıyoruz biz insanoğlu aşkı! yani o da öylesine bir şeymiş işte..insan olmakla ilgili..
karşı cins çekici! güzel, zeki,zor.. yakışıklı,zeki,zor.. eee! bir çekim oluyor,merak başlıyor...senden habersiz değişiklikler oluyor metabolizmanda!
göz gördü mü? gördü! beğendiği mi? aslında,hmm..neyse beğendi beğendi:)
beyin düşünmeye başlıyor sonra..karnında sancı! hiç yaşamadım deme sakın! sen aşık olmamışsın arkadaş..! :)
böyle karıncalanmalar teni tenine değince! yuh ten hangi arada değdi birbirine! daha durrrr!! (:
bi bakıyorsun, senden habersiz bir şeyler oluyor işte kimyanda.. gizli bir tutku başladı yani! sonra tanımaya başlıyorsun! samimiyet geliyor peşinden..
samimiyette sorun olunca o gizli,alevlenmemiş da tutku bitiyor! eywallah oluyor:) samimiyet ilerleyince, hatta baya baya ilerleyince;onu bunu anlatabildiğinde..güvenebildiğinde yani..o tutku başlıyor yavaş yavaş alevlenmeye! zaten o da ilişkinin en mükemmel olduğu dönem oluyor:)
her şey süper:) hehhe:) sorun yok! kıskançlıklar falan da güzel tarafı be,diyorsun! göz yumuyorsun bi şekilde! çünkü sen aşıksın arkadaş! "aşıksın,aşıksın..sen aşıksın arkadaş" :) kafada kurulan evlenelim,çocuğumuz olsun masalları! ws ws ws..! Yapmadım deme! Yaptın!
sonra en kritik dönem! daha ciddi kararlar verme dönemi..daha ciddi kararlar vermek zorunda kalıyor taraflar! muhakkak değişen bir şeyler oluyor çünkü ! Her şey çok çok güzel gidiyor belki..:) Her şey dozunda:) Güveniyorsun,tutku da öyle fazla değil,biraz duruldu, ee güzel gidiyor tabi.. Ya da belki samimiyet bitiyor..Belki tutku..Belki onunla devam etmek istemiyorsun! Ben bu ilişkiye devam edemem...! Benim kendi hayatıma odaklanmam gerek! Ben,ben yapamıyorum! Seni seviyorum;hep sevdim,hatta hep sevecem belki..Ama görüyorsun,yolunda gitmeyen bir şeyler var.." Ayrılsak mı?Her şey çok düz..Heyecan yok" Bazıları da bir şey demeden gidiyor! O da var tabi! Ne oldu,ne bitti anlamıyorsun..Sözün kısası arkadaş, öyle bir noktaya geliyorsun ki, samimiyet,tutku allahına kadar olsa da bitiyor bazen! Devam kararını veremiyorsun! Acı çekiyorsun belki..Ya da çektiriyorsun ne bileyim! Sonra hayatını etkileyecek kararlar veriyorsun kendi çapında! Oysa her şey normal! Çünkü ne yaşadıysan ya da yaşamaktaysan hala onlar da aşka dahil! Aşk acıyı da beraberinde getiriyor bir şekilde! Çektiğin acı ona duyduğun samimiyetle,tutkuyla,geleceğinde onu ne kadar görmek istediğinle doğru orantılı oluyor! Ne kadar seversen,o kadar zor oluyor geri dönüş... Hele de tutku...!!! Yandın! Yandın! O var ya..O çok fena bir şey!
Sonra..Sonrası herkesin kendi sonrası! Sonrasını sen kendin tamamla!
Ama yeni biri oluyor mutlaka! Çünkü insansın..Değişiyorsun! Çünkü yeni bir tene ihtiyacın var..Yeni bir kokuya..
Yeni acılara da..

Öpüldünüz:) gokce'09 arkansas

önyargısız kardan adam


hiç olmadığım kadar açıksözlü olursam;kaç kişiyi üzer, kaç kişinin canını yakarım?
Bilemiyorum... Ama artık pek de umursamıyorum açıkçası... İnsanlar düşüncelerini önyargıyla oluştururken ve de doğruymuş gibi körü körüne inanıp yaşamlarını ona temellendirirken... ve de nasıl neyden sebep bilmem,haklılarmış gibi senin düşüncene,dolayısyla sana saygısız bir tavır sergilerlerken ben daha nasıl anlayışlı olabilirim ya da olmalıyım ,sen söyle? Çok çok sinirliyim... Ve daha da kötüsü kızgın ve bir o kadar üzgünüm! Önyargılar... Ah bu önyargılar.. Bile bile ona saplantılar!
-Sen de benim terörist olabilceğimi düşünüyorsun,değil mi? O potansiyeli görüyorsun yani ben de? Kafanda öyle bir düşünceye sahip olabiliyorsun...
... ... değil mi? diye sordu bana yeni tanıştığım Hassan. Ki ikinci sorusuydu.. Düşün,daha adımı bile sormadan..
sessizlik... ...
.... .... Bu soru..Sorudan daha başka ve fazla bir şeydi aslında! Bir özeti gibiydi son 8-10 yılın.. Belki de çok çok daha öncesinin!
Verdiğim hangi cevap yeterli olabilecekti ki? Hangi cümle, hangi açıklama noktalaştırabilcekti ki o sorunun acımazsızlığını? O soru, sorulmaya bir şekilde devam edilmeyecek,o anlam yine ima edilmeyecek miydi ki?
Toplumlar öle düşünmeye devam ederken, "küresel önyargı"lar almış başını giderken, benim bireysel önyargısızlığımın ne değeri vardı ki onun gözünde? Ona nasıl anlatabilirdim ki ona, geçmişine, ülkesine, kültürüne verdiğim değeri?
Sevmiyoruz öteki,uzaklardaki Arapları,Müslümanları?! Evet,ne dersen de,kullandım o kelimeyi. Sevmiyoruz ve inkar ediyoruz gizliden gizliye! Tarihten,dinden, acımasızca eleştirdiğimiz kültürlerinden sebep..Sevmiyoruz! Ta ilkokuldan başladık, başlatıldı hem de! Batıyı medeniyet kabul ederken (medeniyet dediğin!? tek dişi bile kalmamış canavar...) , gerici diye isimlendirdik "diğerlerini"..."Ötekileştirdik.. Ve daha vahimi öte'ledik.. Suriye'yi..Irak'ı.. İran'ı.."Koca", katı Arabistan'ı... Türkiye'de Hatay'dan sonrasını yani.. Bazen Hatay'ı bile..Keskin ,içsel çizgiler çizdik,duvarlar kurduk...Duvarlar kurduk yıkılması zor... Köprüyü Batı'ya dayandırdık, dayandırmaya çalıştık ki o da bizi öte'lerken... Farkındayken;ama farkına varmak istemezken...
Dünyaya bin kere gelsem, yine büyümek isteyeceğim yerde, Hatay'da büyüdüm. Annem , babam ise haritanın başka yerlerinden,başka başka iklimlerden... Biri Karadenizin yağmurunda büyümüş,diğeri İç Anadolulunun kuraklığında..Bu yüzden hala va hala farklıdır yağmur yağdığında farkında olmadan yağmura verdiği tepkileri.. Odur ki hikaye, Mardin'de tanışıyorlar.. Kürtçenin konuşulduğu...! Millet, "Kürt Açılımı" diye sorunu açıklamaya çalışırken şimdi, on sene önce babam çoktan yapmıştı bana kürt açılımını: Bu haritanın içinde olan, bu ülkenin sorunudur. Bu ülkenin sorununu, bu ülke çözecektir.
Sonra Hatay'a geliyorlar...Bir çok yerinde Arapça'nın konuşulduğu..Başka bi coğrafya, başka bir dil. Ki hatırlarım, 5-6 yaşındayken ben, nine (nene) ve dedeleriyle Arapça konuşuyorlardı tüm mahalle arkadaşlarım. Anlaşabilecekleri başka dil yoktu çünkü..(?) Onlardan farklı olduğumu anladım o an. Ev dilim, okul dilim, sokak dilim Türkçe'ydi çünkü. Hepsini özenle izler,dinler ve bir şeyler öğrenmeye çalışırdım;bunun çeşitlilik ve bir tür zenginlik olduğuna da inanırdım. Hem başka bir dilin varlığı başka bir kültürün varlığı da demek değil miydi?
Saçımı sevgiyle okşayan yaşlı bir dedenin ağzından Arapça sözcükler dökülünce anlamıştım aslında, her dilin benim dilim olduğunu... Sevgiyse senin dilinin anlattığı, bir şeyleri paylaşmaksa (neyi,neden sahiplendiğimizi de anlamış değilim..) ne kadar önyargılı ve hoşgörüsüz olabilir ki insan, ileri de gidiyorum bu hakkı nereden bulabilir ki? Seni nasıl acımazsızca yargılayabilir ki? "Barbar" diyebilir ki? Nedir ki medeniyetin sınırı? Ki Medeniyet nedir? Medeniyetsizlik nedir ki? Hiç okumadan, duyduğun her şeye nasıl inanabilirsin ki? Daha kötüsü inanmak isteyebilirsin ki? Arapsın,Müslümansın, hadi 3. bi sıfat da eksik kalmasın "Terörist" sin diyebilirsin? Ya da hadi biraz daha öte topraklara gidelim, on-on beş kendini bilmez Afganistanlının yaptıklarıyla, 15-16 yaşındaki Afganistanlı bir çocuğu nasıl yargılarsın? Ama o bir Afgan..,diyebilirsin? Pakistan Hükümetinin ya da Pakistan bilmem ne grubunun yaptıklarından dolayı 6-7 yaşındaki bir Pakistanlıyı kafanda nasıl bir terör unsuru olarak büyütebilirsin? İnsanları; ülkelerinden, ülkelerinin politikalarından, tepedeki kendini bilmezlerden, dinlerinden ve zamanın yarattığı kültürlerinden nasıl sorumlu tutabilir ve onlara önyargılı olabilirsin? Onun bunun sorumsuzluğundan bir bireyi nasıl sorumlulaştırabilirsin?
Kızgınım... Ona,sana,bana..
Kar da durdu, önyargısız kardan adam yapacaktım aslında ben! güneşte erimesine izin vermeyeceğim..

gökçe ergin

Friday, January 08, 2010


che'ye..

nasıl sıfat'laştırılırsam sıfatlaştırılayım,
adam...önünde eğiliyorum saygıdan..
eğiliyorum önünde, adam...
ki beridir 9 yaşımdan...
99umda da eğileceğimdir ama,sebep saygıdan,kuşkum olmadan.

gokceergin'10 ocak9

selvi boylum al yazmalım/sevgi neydi?


… “Elini tuttum sıcacıktı,yüreği elimdeymiş gibi”


Mutluluk bu muydu? Mutluluk neydi,ben bilmezdim.O vardı bir zamanlar,onu sevmiştim...Sevgi o muydu? Sevgi neydi? Coşkun akan dere,
sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan
yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı... Sonunda coşkun dere durulur,
yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş çıkardı..
Sevgi neydi? Sevgi "sahip çıkan dost, sıcak insan eli", insan emeğiydi. Sevgi iyilikti,sevgi emekti.

Elveda Asya..Elveda Selvi Boylum Al Yazmalım Elveda..Bitmemiş türküm benim..

Wednesday, January 06, 2010

gün-aydın :)

günaydın; gün gerçekten de aydın(:
anne ve babayla konuşmak için kurulan saat; ve ona itaat(: aile..evet başka bi şey..
sabahki arkadaşım, ekmeğe sürdüğüm beyaz peynirimdi.. ya da beyaz peynire sürülmeye bekleyen "bi dilim" canı kalmış ekmekçikti(: ya da tümden ikisiydi beraber..peynirli ekmeğimdi...ardından izlenen haberler de sürdürendi günün ahengini... dışarı bakıyorum, gün bana açmış kollarını,bekliyor.. piyano tuşlarına basıyor bizi uzaklardan...
güne hazırım(: gün bana hazır mı?:)